Devrimci,Güncel,Tarafsız,Haber ve Makale Sitesi -
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM
KünyeNeden Yorumcahaber?

EN ÇOK OKUNANLAR

Sosyal Paylaşım



Mihrac Ural ile röportaj: BÖLGEDE SON DURUM VE MUKAVEME SURİYYİ

Mihrac Ural ile röportaj: BÖLGEDE SON DURUM VE MUKAVEME SURİYYİ

Tarih 12 Eylül 2016, 14:51 Editör yorumcahaber.com

1) Mihraç Ural kimdir ne zamandır Suriye'de yaşıyorsunuz, lideri olduğunuz örgüt (Mukaveme Suriye) Suriye ordusuna bağlı mı çalışıyor?

Mihrac Ural kendini dostlarının aksine sadece “o bir militandır” diye tanımlar. Uzun detayda ise kendimle ilgili şunları aktarabilirim.

Kadim Roma kentim, Suriye’nin Kuzey başkenti Antakya’da 1 Kasım 1956’da Antakya’nın gayri meşru yollarla Türkiye’ye ilhakından tam 17 yıl sonra doğdum. Fransız madasına ve Türkiye ilhakına karşı Zeki el Arsuzi önderliğinde babam Zeki El Kasım’ın (Ural) gibi liderlerin kurucusu ve militanı olduğu Uruba hareketinin Suriye aşkıyla yoğrulmuş olan kadim dedelerimin avlusunda zulme ve zalime karşı direniş algıları içinde büyüdüm.

16. yaş günümü Mahir Çayan ve arkadaşlarının Kızıldere’de uğradığı katliama ve Denizlerin idamına karşı okul boykotlarında, 19. yaş günümü devrimci vaftizimi olduğum Diyarbakır’da üniversite imtihanları gününde gelmek isteyen Türkeş’e karşı Kürt kardeşlerimle birlikte geçit vermediğimiz kale kapıları önünde geçirdim (24 Haziran 1975), Bu dönem “TEK YOL DEVRİM” gazetesini çıkardım. Antakya ve havalisinde devrimci kültür dernekleri kurdum. Faşistlere karşı mücadeleyi yükseltim ve onlarca siyasal seminer verdim. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi felsefe bölümüne girdim. 20. Yaş günümü İstanbul’da devrimci siyasal faaliyetlerde sürdürdüm. 21.yaş günümü illegal örgütlü siyasal yaşamda, Binboğa dağlarında askeri eğitimde geçirdim. Bu sürecin ardından bu güne kadar sürgün acılarıma yol açan ahlaksız, itirafçı polis işbirlikçisinin MİT ajanıyla birlikte sırtıma yıktığı ilgili ilgisiz cürümler sonucu firar altındaki kovuşturmalarda geçirdim (19 Ağustos 1977); firari koşullarda merkez yayın organı “CEPHE”yi çıkardım, örgütümün ülke çapında yaygın ve etkin olmasına çalıştım. 22. yaş günümde Ankara-İstanbul Emniyet Müdürlüklerinde işkence altında 21 gün geçirdim (10 Mart 1978’de Ankara’da yakalandım Ankara-İstanbul emniyetlerinde 21 gün işkencede kaldım). 23. yaş günümü yatırıldığım 12 zindanda direniş ve siyasal eğitimle geçirdim, Adana ceza evinden firar ettim (31 Temmuz 1980). Suriye’de değerli dostum Başkan Öcalan’la tanıştım ve 18 yıl hep omuz omza oldum.

24. yaş günümü sürgünde ve Filistin kamplarında İsrail’e karşı savaşırken geçirdim (Haziran-1982 savaşı);siyasal doğrularımdan ve ilkelerimden ödün vermediğim için, halkımı aydınlatmak ve mücadelemi sürdürme çabasında Almanya'da Fransa'da Suriye'de Libya'da zindan yattım.
1980'li yılları Suriye'de Müslüman Kardeşler Örgütü adlı cinayet şebekelerine karşı savaşta ve 12 Eylül rejimine karşı ülkede mücadeleye tüm gücümle destekle geçirdim. Gençliğimi yaşamadım, aşık olmadım ama aile kurdum tümü yükseköğrenimleriyle toplumda etkin şahsiyetleri olan evlatlar yetiştirdim, kırk yıllık dostlarım kadar, ortak siyasal kanaatlerle birlikte yürüdüğümüz hiç bir yoldaşımı yaşamı ilgilendiren hiçbir alanda terk etmedim.

Evim misafirhane gibidir; kapımı, yoldaş, dost, tanıdık, farklı görüşte de olsa fikir ilişkisini içselleştirmiş insani ve barışçıl olan herkese açarım.

2011'de Suriye anavatanım için teröre karşı direnişe hiç tereddüt etmeden elde silah ve yazılarımı kesmeden ak saçlarımın birikimleriyle atıldım. Mukaveme Suriyyi örgütünü kurdum vatan savunması direnişine katıldım. Sevenlerim “komutan” der; sağ olsunlar ama ben oldum olası kendimi bir okurumun “O Mir militandır” dediği gibi hep bir militan olarak tanımladım Nefes bile almadan tehlikelerle boğuşarak bu güne geldim. Tek servetim 60 kitap-broşür 9000 makalemdir (1358 makaleyle Suriye olaylarını izah etmeye çalıştım ve devam ediyorum).

Gözüm gönlüm her şeye doymuş olarak gelecek kuşakların halklarına hizmeti için onları omzumda taşıma kararı aldım. Mukaveme Suriyyi’deki görevim bitince hiçbir siyasi, örgütsel, derneksel, resmi vb görev almama, gelecek kuşaklara yol açmayı kararlaştırdım. Tek arzum daha çok okuyup yazarak ilgili olanlar deneylerimi ve önerilerimi aktarmaktır. Genç liderleri omzumda taşımaktır.

Yola bir devrimci militan olarak girdim öyle yürümeye devam edeceğim.

Liderliğini yaptığım Mukaveme Suriyyi örgütü Suriye tarihinin ilk ve hala tek, elde silah vatan savunmasına katılan halk örgütüdür. Bu yapı Suriye halkının tüm toplumsal fikirsel inançsal dokularından oluşmuş laik bir vatan direnişi ahlakı ve vicdanını temsil eder. Ferdi silahlarını devletten almış bunun dışında tüm çabaları halkın küçük katkılarıyla ikame edilen hiçbir resmi kuruma bağlı olmayan, tayinle gelmeyen ve tayinle hiçbir komutanı alınma durumunda olmayan sivil halkın savaş örgütüdür. Suriye ordusuyla organik bir bağı olmamasına rağmen Ülke çapındaki savaşın genel komutasına tabidir. Bu zaman zaman doğrudan ordudur, zaman zaman diğer resmi kurumlardır. Bu yanıyla Mukaveme Suriyyi Suriye ordusunun destekçisi yardımcı etkinliğidir demek doğrudur.

An itibariyle de Halep’te savaşan birliklerimiz, kendi temas hattının bölgesinde komutası kendi elinde Kahraman Suriye ordusuna desteğini sunmaktadır.

2) Suriye'de cephelerin durumu nedir özellikle Halep'in durumu nedir? Siz hangi cephede savaşıyorsunuz?

Suriye’ye bu kanlı ve karanlık savaşı dayatanlar dünyanın dört bir yanından gelen ve Suriye’de kimi vatan hainleriyle ortak karanlık amaçlar etrafında öbekleşen ruh hastası terör şebekeleridir. Bu şebekeler 2600 sıcak noktada ülkeyi tarumar etmeye çalışmaktadır. Kardeşi kardeşe vurduran, inançları birbirine öldürten, farklılık algısı olmayan, çıkarları uğruna dövüştükleri emperyal güçlerin işaretine bağlı varlık olan ve sonuçta bölgenin enerji kaynakları stratejik madenleri, ucuz iş gücü, tahıl ambarı zirai alanlarını denetim altına almak ve kendi çıkarları için dünya pazarlarına sürme hedefi olan Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) tetikçileridir. Hiçbir algı düzlemleriyle yerli olmayan bu güçler toptancı selefi tekfirci bir fıkıh dini inancı içinde Kuran’dan da Kuran’ın insan erdemine dayanmaya çalışan mesajından da uzak güçlerdir. Savaş bu tetikçi çetelerle Suriye halkını temsil eden tüm vatansever güçler arasında cereyan etmektedir. Bunu anlamak için Kahraman Suriye ordusu yanı sıra yarı resmi vatan savunması örgütlerinde savaşa canla başla atılan Difaa el Vatani, Ketaib el Baas, Sukur el Sahra ve tamamen bağımsızca kurulan Mukaveme Suriyyi’nin bu savaşta gönüllüce tüm Suriye halkını temsil ederek katılımı bunu göstermeye yeterlidir. Buna halkın orduya, savaşan militanlara yemekten giysiye kadar elinden gelen tüm imkânları seferber ederek katkı yapmasını hatırlamak bu savaşın nasıl da bir vatan direnişi haline geldiğini anlatmaya yeterlidir.

Bu gün itibariyle Suriye’de savaşın geçtiği farklı dönem kesit ve dengelere göre psikolojik üstünlük kadar günü birlik her temas hattının savaşında da askeri meydan üstülüğü ele geçirilmiş bulunulmaktadır; ardı arkası kesilmeyen irili ufaklı zaferlerin oluşturduğu ilerleme hali içinde olduğumuzu belirtirim.

Halep Cephesi ise uzun süre zorlu aşamalardan geçilerek, Halep kentini ellerine düşürmek için tüm emperyalistlerin ve bölgedeki proje ortaklarının ve onların tetikçi kuklası terör şebekelerinin ısrarla yüklenmelerine sonsuz kaynakları sarf etmelerine karşın diz çöküp son kuşatma içinde farenin kapana düşme hallerine geldiğini belirteceğim. Kastillo yolunun kesilmesiyle Halep’in terör şebekelerini elinde olan mahalleleri bir ada gibi okyanuslarla etrafı çevrilmiştir. Kahraman Suriye ordusu öve ütüm vatansever güçler ve bu ararda son 1 aydır bu büyük kuşatma için bir birliğini Mellaha yöresine intikal ettiren Mukaveme Suriyyi güçleri de bu zaferde önemli pay sahibi olarak savaşını sürdürmektedir.

Terör şebekelerinin tek şansı kalmıştır o da ya teslim olmak ya da ölümü tercih etmektir. Kahraman Suriye ordusu ve tüm vatansever güçler sivillere zarar gelmesi için azami dikkat göstererek bu savaşın ivmesine düzenlemektedirler. Bu nedenle kuşatma ağır ağır terör şebekelerinin boynunun sıkarak daralmakta.

Mukaveme Suriyyi uzun zamandır Lazkiye kırsalında Türkiye Suriye sınırı bölgesinde mücadele etmiştir. Hala burada birlikleri bulunmaktadır ve ilk süreçten şu son Türkmen dağları ve Slınfı bölgesi savaşlarının tümünde yer almış zaferden zafere koşarak Lazkiye’nin terör şebekelerinin kirli amaçlarına karşı direnişi ve zaferini sağlamıştır. Halep Kuşatması planı gereği vatanın tüm önemli güçleri bu büyük şerefin yükselişine katkı için akın akın Halep’e gelmiştir. An itibariyle Mukaveme Suriyyi güçleri askeri birliği Millah ve Kastello’da temas hattı savaş öncülüğünü yapmaktadır.

3) Bir asker ve komutan olarak Suriye’de genel tablo ile ilgili değerlendirmeleriniz nelerdir? Şuan ki Suriye haritası 4 ayrı renk ve bu renklerin ( Beşar Esad-El Kaide ve müttefikleri-Kürtler ve müttefikleri son olarak IŞİD) hâkim olduğu alanlar var bu tablo nasıl bir değişim yaşayacak?

Suriye genel savaş tablosu çok olumlu bir seyir içindedir. Suriye teröre karşı tüm vatansever güçlerle halkın etkin desteğiyle zaferden zafere koşuyor. Buraya gelene kadar çok büyük kayıplar verildiği açıktır. Suriye yıkımın eşiğine gelmiştir. Ziraatı duracak noktaya fabrikaları özellikle diktatör Erdoğan ve terör şebekelerinin Bağdat hırsızını aratmayacak hırsızlıklarına tanık olunmuştur. Hiçbir sosyal kaygı duymadan, hiçbir toplumsal örgütlenme ve ihtiyaç duyarlılığı olmadan sadece devleti yıkmak sadece kıyım olan terörün yürüttüğü kanlı süreçler karşısında devletin tüm alanlarda sorumluluğunu yürütmesi çok güç bir görev. Suriye devleti bunu vatanın her köşesi için başarıyla yerine getirmiştir; terör güçlerinin eli altına düşen bölgelerdeki tüm kamu hizmetleri memur aylıkları adalet ve eğitim gider7lerini hiç aksatmadan yerine getirmiştir. Bu tarihte benzeri olmayan bir halkçı sorumluluk olarak yerine getirilmektedir.

Suriye devleti halkını koruyan emperyalist emellere tarihi boyunca direnen Siyonist yayılmacılığa karşı bölgenin direnme saflarını yaratan ve bu güne kadar onlarca deneyde zaferle çıkmasını bilen bir devlet. İsrail’e tarihinin en büyük yenilgisini tattıran da Suriye destekli Hizbullah’ın 12 Temmuz 2006 tarihli zaferini hatırlatmak yeterlidir. Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) denilen ve bölgenin tüm servetlerini (Petrol-gaz-stratejik madenler- tahıl alanları - tatlı su kaynakları- ucuz iş gücü ve bu kaynakların korunması için gerekli olan üsler) talan etmeye yönelik projeyi 1990 Baabda Sarayına girerek ( Lübnan CB sarayı) Lübnan barışını sağlayıp emperyalist hayalleri mezara gömen atılım ve ardından, Haziran 2000’de İsrail’in bir gece ansızın Güney Lübnan’dan kaçışını sağlayan başarıyla birlikte 12 Temmuz 2006 zaferi göstermiştir ki BOP bu bölgenin halkı ve ilerici yönetimleri karşısında hep hezimete uğramıştır. Bunun öncü rolü de Suriye yönetimidir. Bu Suriye, Hafız Esad’ın Suriye’sidir Beşşar Esad’ın Suriye’sidir.

Suriye çağdaş tarihi devrimci hareketlerin anayurdu olma özelliğinde bir vatandır. Bu vatan özgürlük ve demokrasi mücadelesi veren Kürt halkı için olduğu kadar Türkiye solu ve tüm ülkelerin ilerici mücadelesinin en güvenli limanıdır. Bunu doğru anlamak için 1980’li yılların tüm kesitlerine savaşlarına askeri faşist darbelerine ( Türkiye1980) ve sonuçlarına bakmak yeterlidir. Suriye’yi kendine anavatan kabul etmeyen bir bölge devrimcisi yok gibidir. Kürtler için çok özel anlamı olan bu ülkede Kamışlı olayları (12 Mart 2004) ve 1961 anayasası ardından gelen nüfus sayımıyla ilgili Kürtlerin kimliksiz kalmaları olayı ki bu iki olayda da Hafız ve Beşşar Esad’ın uzak yakın bir ilgileri bulanmamaktadır. Tersine Kamışlı olaylarında olumsuz rol oynayan ırkçı milliyetçi yayılmacı Arap aşiretlerinin yarattığı provokasyonları barışla çözen Suriye yönetimi olmuştur; 54 kişinin öldüğü kamışlı olayları (30’u Kürt) bölge Kürt ilişki ve çelişkileri tarihine nispeten bir hiç bile sayılmayacak kadar hiçtir, Kimlik sorunu ise Kürtlerin vatandaşlık hakkı Cumhurbaşkanlığı kararnamesi 7 Nisan 2011 no:49 ile tamamen çözülmüştür. Bırakalım Irak’ın İran’ın Kürtlere dayattığı kanlı tarihi bir kenara Türkiye’de 39 Kürt halk ayaklanmasının kanlı kıyımla bastırılması, milyonlarca Kürdün katli ve göçertilmesi sonuncusu olan 1984 Ağustos ayaklanmasının ise 75 000 ölü 17 000 faili meçhulle gerçek bir cenosid olarak gündeme gelmiştir. Bu karşılaştırmayı özel olarak yaptım ki Suriye ve Kürtler olayının iç barışsal yapısını daha iyi kavrama şahsına sahip olalım. Bu bir tarihtir ve Suriye’nin teröre karşı duruşunun da anlamlı bir boyutunu ifade etmek açısından çok önemlidir.

Suriye tarihinde sorunuzla ilgili bir alt veri olarak sözü edilmesi gereken bir gerçek de 10 000 yıllık uygarlıklar dizisinin sentezi olan Suriye halkının sahra kültürüne boyun eğmeyeceğini göstermiştir. 1979 yılından başlamak üzere gelişen Müslüman Kardeşler Örgütü terörü, başta gerici Arap ülkeleri ve emperyalist Siyonist güçlerce maddi ve askeri destekle Suriye’yi bu gün gibi kanlı bir arenaya çevirmişti. Halep, Şam Hama gibi kentlerde büyük etkinlikler kurmuştu. O kesitte de Suriye haritası birden çok renkle boyanıyordu. Ama ordusunun arkasında dik duran sonuna kadar da mücadeleyi bırakmayan Suriye halkı, Arapların “3ukul Ribi3 el Khali” (Boş çeyrek) dedikleri sahra aklı olan İslam’ın en çirkin en ahlaksız en zalim yüzüne karşı kahramanca mücadele ederek topraklarında kök salmasını engellemiştir. Esasında bu tür ilkel akılların uygar topraklarda yeşermesini sağlayacak zeminde pek yoktur.

Dünü bu güne bağlayacak olursak, Suriye’yi bölünmüş gibi gösteren, sanal ortamda farklı renklerle boyanmasını gündeme getiren her şeyin sanal olduğu gerçekleri ifade etmediği ya da ülkede karşılığı olmayan bir zorlama bir dayatma olarak gündeme geldiğinden söz etmek yanlış olmayacaktır. Suriye tarihler boyu bir vatan olarak Suriye idi. Bu vatan ırkçılığın milliyetçiliğin olmadığı kesitler kadar bu günde birbirinden farklı etnik ve inançsal toplulukların anayurdu oldu. Tarihin algısı budur. Suriye ne dünkü Türkiye ya da Irak değildir. Suriye I. Dünya savaşı ardından sınırları çizilen 1946 da manda yönetiminden kurtulan Suriye de değildir. Kilikya’dan Lübnan’a uzanan coğrafyayı temsil eden bu ülke Fenikelilerin insanlığa sunduğu alfabe ve sıfırın kullanılması gibi tarihsel devrimleri temsil eder. Bu vatan tarihi boyunca barışçıl bir vatkandır. Güvenli yaşamın ticaretin uygarlık meşalelerinin vatanıdır. Birbiriyle hazmedilmiş süreçler üzerinde ortak vatan kuran farklı etnik ve inançsal kültürel toplulukların vatanıdır. Bu nedenle, Suriyeliyim demek asla Müslüman’ım ya da Arap’ım demek anlamına gelmez. Suriye ne bir ırkın ne de bir inancın adıdır. Üzerinde yaşayanların ortak vatanı olarak Suriye, siyasi yönetimlerin kimi ırkçı-milliyetçi politikalarıyla dokusu zedelenmek istenmişse de sonuçta Suriye bunu aşacak olgunluk ve uygarlık gücü gösterebilmiştir. Bu günde olacak olan budur. Renkler bölgeler tek tek yıkılarak Suriye tüm farklılıkların ortak vatanı olarak kendini ifade edecektir.

Bu hiçbir zaman Kürt etnik ve kültürel hak ve hukukunun yeterli olduğu anlamına gelmez. Tersine Kürtler ve diğer etnik dokuların tüm hakları anayasal güvencelerle kurumsal ve yasal verilerle korunup geliştirilmesi gerektiğini ifade eder. Kapitalizmin şafağında doğan dikenli tellerin askeri sınırları ve ırkçı- milliyetçi ideolojileri insanlığa büyük kültürel zararlar vermiştir. Batı uygarlığının insanlığa yaptığı muazzam katkılar kadar böylesi zararlı verileri olmuştur. Ancak her yeni uygarlığın olumlu yanları kadar olumsuz yanları bu coğrafyanın doğasına aykırı yapısıyla bir biçimde izale edilecektir. Suriye’ye bu kanlı savaşı dayatanlar bu nedenle Suriye’de özgürlük ve demokrasinin yeniden yapılanmanın gelişimini engelleyemeyeceklerdir. Tarihin coğrafyanın ortak vatan kültürünün galibiyetine kesin inanıyorum.

Bu nedenle Suriye’nin farklı renklere boyanan haritası da bölünmüş gibi gösteren bölgeleri de kalıcı değildir diyeceğim. Suriye bir bütün olarak var olacak ve farklı ama gerçekçi renkleri ve bölgeleriyle barış içinde bir arada, özgürlük ve demokrasi içinde ortak vatan Suriye olarak yoluna devam edecektir. Bu bütünlük vatansever tüm güçleri ifade edecektir: Kürt halkı ve direnen güçleri Kürt halkının haklı taleplerinin garantisi olacaktır. Kürt halkının özgürlük ve demokrasi ihtiyaçları Suriye bütün içinde mutlaka çözüme kavuşacak ve asla eskisi gibi olmayacaktır. Demokratik Suriye’nin kuruluşu ve bölgede direniş hattının temsilci gücü olmasının yolu da buradan geçecektir. Bu da Kürt halkının taleplerinin gerçekleşmesine ortak kararla sonuçlanmasını gerektirmektedir. Bunun için yeterli zemin vardır ve yukarıda anlattığım tarih bunun ifadesidir.

Kürt halkı bölgenin mazlum halkıdır ama artık o mazlum değil sürece damgasını vuran bir halktır. Bu halkın tarihi onurlu bir tarihtir ve hak ettiğini alma mücadelesinde biz Arap devrimcileri olarak sonuna kadar durma kararlılığı içindeyiz. Kürt halkının haklarını hesaba katmayan hiç bir girişimin yanında olmayacağımızı da burada bir kez daha deklare etmeyi görev sayarım.

4) Türkiye’nin Suriye politikasında ciddi bir değişiklik olacağı hatta Erdoğan ve Esad’ın görüşeceği hakkında iddialar var siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Devletlerin kendi aralarında ilişki ve çelişkilerin birçok boyutu bulanmaktadır. Hatasından dönenler bunu ispatlamakla yükümlü olduğu gerçeği üzerinde yeni ilişkiler kurulur. Gözlemlerimiz özellikle de Türkiye’de gündeme gelen askeri darbenin iflasından sonra Diktatör Erdoğan’ın ciddi bir kaygı ve zayıflık içine düştüğü yönündedir. Devletin kadrolarını kendi lehine çevirme çabaları bu gerçeği örtecek durumda değildir. Buna rağmen yaptığı açıklamalar Suriye politikasında ciddi bir değişime yöneldiğini göstermemektedir. Son konuşmasında “Suriye ve Irak’ta oynan oyunları bozacağız ve mazlumlardan yana olmaya devam edeceğiz” demesi “mazlumlar” dediği terör güçlerine işaret etmesi bu akılsız politikanın devamından yana bir duruş sergilediğini göstermektedir. Bu nedenle kendi adıma bu yalancı pehlivanın yenilmekten doymayan cahilin inatla bu duruşu sürdüreceğini gösterir.

Beşşar Esad’ın bu konuda görüşü ise çok nettir “Halep Erdoğan’ın hayallerine mezar olacaktır” . Bu sözler Suriye tarihinin ilkeli duruşunun sözleridir. Erdoğan yönetimiyle gelişecek ilişkilerin bu mihverde belirleneceğini söylemek ise abartılı değildir.

Şu ana kadar ne iddia edilen “Cezayir görüşmesi” ne de “telefon görüşmesi”nin kurgucu yalancı medyanın abartması olduğunu gösteriyor. Bilinmeli ki, Esad, Kürt dostudur ve hep öyle kalacaktır. Burada önemli olan Suriye’nin bütünlüğüdür hak ve hukuk ise esastır. Kürt halkının tarihsel görevi toprak değil hak kazanımıdır özgürlüğü ve demokrasi ihtiyacının ikamesidir. Bunu sağlayacak olan demokratik Suriye’dir ve Suriye yönetimi bu konuda kararlılığın her açıklamada dile getirmekten çekinmemektedir.

Elimdeki tüm veriler ve bilgilerim Kürtlerle Suriye yönetiminin görüşmelerle sorunlarını çözeceğidir Diktatörle değil. Zaten Türkiye-Suriye ilişkilerinin bozulması Ekim 2010 deki MİT müsteşarı Hakan Fidan’ın elinde Kürt dosyasıyla gelmesi ve önermelerinin reddidir. Bu dosya ve Türk tarafının Kürt hareketini boğma yok etme planlarına Esad “ Türkiye’nin Kürt sorunu kendi ülkenize aittir. Bizleri bu sorunun içine çekemezsiniz biz kendi Kürtlerimizle anlayış birliği içinde yapılması gerekenleri yapıyor ve bu konuda kimsenin aleti olmayacağız”

Esad yönetimi bölgeyi en iyi bilen yönetimdir Kürt halkının sorunlarını da taleplerini de en iyi bilendir. Bu nedenle Suriye halkının karar ortaklığıyla oluşacak yeni Suriye özgürlükçü ve demokratik bir Suriye olacağını görmek zor değildir. Bu iki dostu birbirine düşürmek isteyen her iki taraftan ırkçı-milliyetçi ya da uzantısı MİT ulaşan köçeklerin söylemleri ve yaygaraları hep boşuna çıkacaktır. Bu konuyu göz önüne almayan Kürt siyasi oluşumları bile Kürt halkı tarafından yalnız bırakılacağını söylemek abartılı olmayacaktır.

Benim gördüğüm Kürt halkı bu tarihi imkânlar içinde kendi misyonuna bağlı kalacağıdır. Bu misyon bölge ve dünya dengelerini gözeten taleplerden oluşmuş bir programa bağlıdır. Siyasilerin istismarlarına emperyalistlerin bu fırsatta Kürtlerin ağzına çalacakları bir kaşık bala prim vermeyecektir. Bununla da Suriye’de gelişen sürece fırsat elimizden kaçıyor edalarıyla dalış yapan İngiliz, Amerikan, Alman ya da uydusu olan Norveç gibi ülkelerin Kürtlerin sırtından mevzi kazanma, Suriye’yi parçalama girişimleri bizatihi Kürt halkı tarafından hezimete uğratılacağına inancım tamdır.

Bu çerçevede Kürt halkının siyasal temsilcileri kendilerine hak gördüğü her önerme önemlidir ama sonuç yani karar bir bütün olarak Suriye halkının vereceği kararda netleşecektir: bu ortak karar herkesin kararı olarak hem hukuki bir çerçeve hem de filli bir süreç olarak ikame olmalıdır. Taraflarda buna uyarak yeni sürecin barış ve güvenlik süreci hakların kazanıldığı bir süreç olacağı açıktır.

Bu algıyla şahsıma sorulacak federal yapıdan ya da özerklikte yana mısın değimlisin sorusu cevabını bulmuş olacaktır. Burada bir kez daha ifade edeyim Kürt ulusu çağdaş bir ulus olarak kendi devletini kurmalıdır derim kendi kaderini belirleme hakkına kimse karışmamalıdır da. Kararın fiili boyutunda ise Kürt halkının tüm dengeleri ilişki ve çelişkileri ele alarak ikame edeceği yapı söz konusudur. Ülkenin ortak kararı bu eğilimlerle gerçek olacaktır. Buna rağmen sorun çıkarsa bunun da barışçıl yollarla çözülmesinin tarafı olacağız ve hiçbir hal ve koşulda Kürt halkına karşı silah tutmayacağımı bir kez daha deklare ederim.

5)Suriye Hükümeti ve PYD arasında bu güne kadar ciddi bir savaş olmadı ama PYD, Esad ile görüştüğünü de kabul etmiyor sizce iki taraf arasında nasıl bir ilişki var?

6. yılına girmekte olan bu kirli savaşta Suriye’nin ve Kürtlerin düşmanı ortaktır. Bu düşman terördür emperyalizmdir Türkiye diktatörlüğü katar ve Suudi gericiliğidir. Bunlar gayet açıkken Kürtler asla Suriye düşmanlarını tercih ederek kendi tarihsel misyonuna aykırı bir davranış içinde olmayacaktır. Son dönemlerde kamışlı olaylarında ortaya çıkan lokal gerginliklerin Şam’dan çıkan heyetler tarafından barışçıl yollarla derhal anında ve yerinde çözülmesi bize çok şey anlatmalıdır. Suriye komutanları hiçbir terör şebekesiyle barışçıl görüşme yapmamıştır ve yapmayacaktır barış sadece dost güçler arasında olmakta ve öyle devam edecektir.

Ayrıca bu iki stratejik dost arasında üst düzeyde askeri bir irtibat komitesinin olduğunu biliyorum. Sorunları anında çözen bu komitedir. Savaşın seyrinde bu komite koordine etmektedir. Suriye devletinin şu ana kadar Kürt bölgelerindeki memurları belediye maliye eğitim ve sağlık sorunlarının eksiksizce yerine getirme çabası bu ilişkinin derinliğini yansıtan önemli bir veridir; Kobani direnişinde Suriye jetlerinin yaptığı katkı ise belgeleriyle medyaya yansımış ve Esad’ın dilinde net ifadeler bulmuştur.

Zaman zaman farklı basın açıklamaları olsa da PYD Salih Müslüm’ün dilinde YPG’nin Suriye ordusu içinde yerini bulacağını belirtmesi fikir verecidir. http://www.degisimhaber.net/ortadogu-salih-muslim-pyd-suriy…

Bununda ötesinde Suriye’de Kürtlerin ezici çoğunluğunun vatansever çizgide gösterdikleri tutarlı duruş bu ilişkinin barışçıl biçimde ortak karara bağlı olacağına yansıtıyor. Kürtler bölge ve dünya dengeleri kadar Suriye ortak ülke dengelerini de hesaba katarak alacakları kararın en isabetli karar olacağına inanıyorum.

5) PYD içerisindeki bir grup bağımsızlık istiyor bir grup federasyon olacak diyor. Suriye'ye yakın bazı gazetecilerde her ikisi de olmayacak Kürdler Suriye'de özerk kalacak diyor, siz ne düşünüyorsunuz?

Öncelikle dikkatlerinizi çekeceğim en önemli konu özgürlük mücadelesinde Kürt halkının çok güzel bir demokratik ilişki eğitiminden geçerek herkese örnek olacak bir düzeye yükseldiğidir. Dolaysıyla Kürt halkı adına hareket ettiği iddiasında olanların kendi aralarında farklı algıların olması ve bunu açıkça dile getirmesi hem Kürt halkının kaderinin tayininde hem de bu tayinin ikame edileceği ülkede çok önemli mesajlar taşımaktadır.

Bu masajlar Kürtlerin gücü çağdaşlığını yansıtıyor. Ortak ülkelerde bu güç Kürt halkının tarihsel misyonu olan özgürlük ve demokrasi içinde çok önemlidir. Çünkü barışçıl çözüm için egemen uluslara rahat geçiş şansı tanır. Bu da ezilen ulusun ezen ulasa sunduğu bir nimettir. Bu nedenle her zaman Başkan Öcalan’ın esasında Türkiye için ve bölge için bir barış şansıdır deyip duruyorum. Bu önermenin derin anlamı da kendini bu düzlemde yansıtıyor. Suriye içinde bu özellik çok büyük öneme sahiptir ve Suriye yönetimi tarafından çok iyi değerlendirilmesi gereken bir veri olacaktır.

Eldeki veriler ve mevcut dengeler içinde Kürt Halkının Suriye’de hak ettiği anayasal kurum ve yasal güvencelerle tarihsel misyonunun gerektirdiği özgürlük ve demokrasiyi kazanacağı yönünde biçimi farklılıklar gösterse de kazanacağı yönündedir. Suriyeli bir Arap devrimci olarak Kürt halkının tercihine kararına ortak karada onaylayacağı eğilimlere kayıtsız şartsız destek vereceğimi ifade edebilirim ama asla müdahil zorlayıcı baskıcı olan safta olmayacağımı belirtmekle yetinirim. Ötesi bir ulusun kendi kaderini tayin hakkına müdahale olur ki bu benim Kürt dostluğunda yaklaşımı net olan bir devrimci için olmayacak bir şeydir. Demokratlığımın devrimciliğimin algı ve birikimlerimin yolu budur. Kürt halkının haklarını sonuna kadar kazanmasından yanadır ve hep öyle kalacaktır.

7) Kürtler Suriye'de ABD ile ciddi bir işbirliği içerisine girdi bu durum önümüzdeki süreçte, Kürtler ve Suriye ilişkisini nasıl etkiler?

Sanırım dıştan bakınca ortaya çıkan görüntünün medya pompalamalarıyla oluşturduğu kurgunun eseri olan bu sorunuz gerçek yaşamda karşılığı çok marjinaldir; Suriye’de Kürtler ezici çoğunluğuyla Suriye ortak ülkesi kimliği altında kendi hak ve hukukunun tescili için mücadele edecek ve bunu ortak kararla ikame edecektir.

ABD ya da farklı dış güçlerin yapmaya çalıştıkları ise hiçbir zaman Kürtlerin stratejik çıkarlarına hizmet niteliği ya da kalitesi yoktur. Kürtler hep emperyalistlerden çekmiştir bunların başında da ABD gelmektedir. NATO üyesi ülkelerle ilişkisi çok açık olan ABD’nin Kürt halkının çıkarlarına destek vereceği kof bir hayaldir. Türkiye ABD için ne ise ABD’nin yapacağı yardımlar da Kürtler için o olacaktır. Kestirmeden düşünenler, maliyetsiz kazanım yapabileceklerini hayal edip ABD kuyruğuna takılan siyasetler ise Kürt halkına artan bir zulüm ölüm ve bölge orijinalitesinden uzaklaşmakla sonuçlanacaktır. Beşşar Esad her defasında yeniden “Kürtler Suriye’nin yerli halkıdır” diyerek ortaya koyduğu yaklaşım Kürtlerin haklarını kazanması için en sağlam temeldir. Bu temeli bir dış gücün uydusu olarak asla elde edilemez. Zaten bölgemizde emperyalizmin tarihi Kürt halkının mağduriyet tarihidir.

Kürtlerin derin tarihi duyargaları emperyalistlerle yol alınmayacağını gösteren ciddi deneylerden süzülmüştür. Yaşadığı topraklarda özgürlük ve demokrasi araşışı olan bir halkın dış güçlere bel bağlaması hiçbir zaman sonuç getirmeyeceği bu deneylerin yapı taşlarıdır. Yerlisi olduğu ülkenin ortak kararıyla haklarını kazanma şansı olan bir ulusun kimden nasıl gelirse gelsin bir dış güce bel bağlayarak kendini var etmesi asla gerçekçi değildir.

Her şeye rağmen tekrarla belirteyim Kürt halkını ötekileştiren ayrımcılıkla ezenler bu tür sonuçların nedenidir. Son 200 yılın bölge Kürt mücadelesinde egemen ulusların çirkin ahlaksız politikalarıyla ötekileştirilen Kürt halkının çaresizlik içinde dış güçlerle dirsek temasının sebebi kendisi değildir. Bu gün NATO’dan Siyonist ve gerici bölge ülkelerinden her türden askeri maddi istihbarat bilgisi alan Türkiye devleti gibi zalim diktatörlüklerin olduğu ülkelerde bu düşman dayanışması hak olarak görülürken Kürtlerin dış destek arayışına mecbur edilmelerini olumsuzlamak ahlaki değildir. Egemen ulusa hak ne ise ezilen ulusa da hak odur.

Ancak biz gelecek kuşakların emanetçileri olarak ilkeli olandan doğru olandan yana olacağız: bu nedenle Kürt halkını baskılar altında ötekileştirenlerin oyunlarına gelmeyerek Kürtlerin yaşadığı ülkelerde özgürlük ve demokrasi kazanımlarını esas alacağız dış üçlerin bilinen egemen olma, zenginlikleri üzerinde hükümranlık kurma projelerinin ürettiği sahte desteklerine asla prim vermeyeceğiz. Sorun bu noktada kurtuluş mücadelesi veren halkın doğru kararını ezici çoğunluğuyla ikame edecek eğilimlerine destek olmaktır; bunu ezen ezilen ulus devrimcilerinin ortak bir projede dillendirmesi ve ikame etmesi bu tarihsel sürecin en kritik noktasıdır. Suriye bu olacak ve Kürt halkıyla beraber Suriye kazanacaktır derim.

8) Suriye'nin her şehrinde fiili olarak savaş var mı? Savaşın olmadığı yerlerde sosyal hayat ve ticaret ne durum da?

Suriye’nin tüm şehirleri savaş hali içindedir, gerginliklerden de bir biçimde de payını almaktadır. Bunu anlamak için Tartus ve Lazkiye’de yapılan intihar eylemlerinin yüzlerce masum canı almasını dile getirmek yeterlidir sanırım. Ama buna rağmen Suriye sahil şeridi diğer şehirlere nispeten savaşı tüm derinliğiyle yıkıntıları ve ölümleriyle hissettiği söylenemez.

Lazkiye kırsalı çok karışık süreçlerden geçmesine rağmen Lazkiye kentinde yaşam tüm canlılığıyla ticari işlevleriyle sürmektedir. Sahil bölgesinin ikinci büyük kenti olan Tartus ise çok daha sakin bir süreç içinde olmuştur. Son intihar eylemleri (23 Mayıs 2016) o günde dediğim gibi ne sosyal ne ekonomik ve kültürel yaşama hiçbir etkisi olmayacak terör eylemleridir. Eylem alanı kaç m² ise etkisi de o kadardır. Olan sadece masum insanlara olmaktadır. Bu açıdan Tartus 6. Yılına giren savaşın hiçbir izini taşımayan haliyle hala Suriye’nin en dinamik gelişme gösteren liman kentidir.

Savaş nedeniyle güvenli bölge arayışı içinde olan halk Sahil bölgesine yerleşen Halepli, Hamalı, Humuslu zanaatçılar, sermayedarlar, işletme sahipleri vd. devletin güvenli bölgesinde meşru ortamda çalışma fırsatı bulmuş, Suriye ekonomisine güç vermiştir. Sermayenin güvenli alanları seçme doğası burada da kendini bu yolla ifade etmiştir. Eski sosyalist planlama gereği sahil bölgesini sadece turizme ayıran ve işletme ruhsatlarını bu açıdan düzenleyen kanunlar hayatın savaş gerçekliği karşısında yerle bir olmuş Sahil bölgesi yeni sanayi işletmeler ve fabrikalarla yaşamına canlılık katma süreçlerine girmiştir. Deniz olanakları liman hizmetleriyle sahil esasında Suriye’nin dünyaya açılan kapısıdır. Bu kapıya yakın olmak maliyetleri oldukça azaltan bir faktördür. Halep’in güçlü sanayi etkinlikleri bunu hızla değerlendirerek ülkenin savaş ortamında her an çökme riski olan ülke ekonomisini kurtaracak girişimleri yapmıştır.

An itibariyle Suriye sahil bölgesi iletişim ağlarının özgürlüğü sayesinde savaşın tüm detaylarını anı anına en güçlü ajanslardan çok daha iyi takip etmekte savaş anının savaşçıların teknolojiyi iyi kullanarak ailelerine, dostlarına aktarmalarıyla da bilgi akışı çok net ve gerçekçiliğiyle servis edilebilmektedir. Bu durum savaş psikolojisinin her yerde yaklaşık aynı düzlemde seyretmesini getirmektedir. Sahil bölgesi de inançsal farklılıklarıyla bu kaygıyı çok daha içsel olarak duyumsamaktadır. Ancak buna rağmen ne turizm açısından ne de normal yaşam açısında herhangi bir olumsuz etkinin olduğu gözlenmemekte. Yönetimlerinin haklılığına, gücüne, kararlılığına güvenen halk tüm gücüyle destek verdiği vatan savunması bilinciyle sahilde mutlak olarak savaşın her türden izini yenilgiye uğratmış bulunmaktadır. Bunu anlamak için düğün salonlarının coşkusuna, pazardaki alış-veriş kaynamasına, iç turizmin gücüne bakmak yeterli olacaktır; gerisi maliye, adli çaba, sağlık, spor etkinliklerinin normal seyirde sürmesi ve belediye hizmetlerinin aksamadan yerine gelmesi de bu göstergeler arasında sayılmalıdır.

Diyeceğim o ki Suriye Sahil bölgesi bi elf hayr (Sahil hayır içindedir)

9) Halep kuşatması zafer ile sonuçlandığında ne olacak? Bu Suriye savaşı açısından ne tekfirciler açısından ne anlama geliyor?


Halep Suriye’nin kalbidir. Bu kent tarihsel fonksiyonları kadar güncel ekonomik sanatsal kültürel işlevleriyle Suriye’nin dinamosu gibidir. Ülke içinde de batıyı doğuya bağlayan bir dünya kentidir. Bu kenttin kurtuluşu Suriye’de terörün belini kıracak en önemli gelişme olacaktır. Kent ve tüm ekonomik dinamikleri tahrip edilmiş ve milyonlarca dolarlık fabrika aletleri Türkiye diktatörü ve kuklası terör şebekelerince çalınmış olsa da bu kentin bilinçaltı algıları her an atak atak yaparak tüm zorlukları aşabilecek dirayettedir. Halep zaferi, terörü de kabul edilir boyutlara çekecektir. Bu boyut 14 Suriye ilinin merkezini güvenli hale getirecek tüm otoyol bağlantılarını da seyre açık güvenli olmasını sağlayacak sürecin başlangıcı olacaktır. Bu açıdan Halep zaferi Suriye halkı tarafından dört gözle beklenmekte kahraman Suriye or7dusunun bu zaferi ilanı için tüm güçler ortak bir yöne doğru akmaktadır. Halep zaferi teröre karşı insanlığın zaferi olacaktır.

Bu haber 1098 defa okunmu?tur.

  Facebook'ta Paylas     TwitterTwitterda Paylas         

Röportaj

Öldüğü iddia edilen Mihrac Ural'la ilk röportaj: Bari cenaze namazımı kılsaydınız...

Öldüğü iddia edilen Mihrac Ural'la ilk röportaj: Bari cenaze namazımı kılsaydınız... Son haftalar içinde gerek görsel-yazılı medyada gerek sosyal medya ortamında hakkında 'öldürüldüğü' yönünde...

M. Seyfullah Kılıç ile Röportaj: Suriyeli Silahlı Gruplara En Büyük Destek Türk STK'lardan

M. Seyfullah Kılıç ile Röportaj: Suriyeli Silahlı Gruplara En Büyük Destek Türk STK'lardan Taha Haber sitesi, Gazeteci Mustafa Seyfullah Kılıç ile Suriye'deki silahlı gruplar ve lojistik destekçilerini...

HABER ARA


Gelişmiş Arama
Suay Karaman Suay Karaman
ÖĞRETİM PROGRAMI – MÜFREDAT
Mahmut ÖZYÜREK Mahmut ÖZYÜREK
Makarna Siparişiyle Atatürkçülük!
Bahattin Gülyuva Bahattin Gülyuva
SATILMIŞ...
H. Hamza Erdem H. Hamza Erdem
BÜYÜKERŞEN'E KİM SALDIRDI?
Abdullah ALNIAK Abdullah ALNIAK
KİMDİR BU KIR BEDİR?
SİZDEN GELENLER SİZDEN GELENLER
Yürüyün Be Kır Bedirler Kim Tutar Sizi- ABDULLAH ALNIAK
Emrah AKGÜN Emrah AKGÜN
DAHA 19 YAŞINDA...
Bülent Esinoğlu Bülent Esinoğlu
Örtülü savaşın örtüsü açılırken...
Özgür Barış Özgür Barış
HADDİNİ BİL ERDOĞAN
Onur Doğan Onur Doğan
Unutkanlar Ülkesi

okur yorumları kişinin kendi düşüncesidir Yorumcahaber sorumlusu değildir
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapy: MyDesign Haber Sistemi