Devrimci, Güncel, Haber ve Makale Sitesi -
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

EN ÇOK OKUNANLAR

Sosyal Paylaşım



'Afrin operasyonuyla hedefe konan sensin Türkiye'

'Afrin operasyonuyla hedefe konan sensin Türkiye'

Tarih 23 Ocak 2018, 11:25 Editör yorumcahaber.com

Tek Adam, OHAL’in yetmediği yerde savaş halini devreye sokmuştur. Bu savaşın haksız bir savaş olduğunu yüksek sesle dile getirmek, Türkiye’ye sahip çıkmanın gereğidir.

Hiç uzatmadan söyleyelim, Afrin operasyonu asıl olarak Türkiye’yi teslim alma operasyonudur. Savaş uçakları Afrin’e doğru havalanır havalanmaz Tayyip Erdoğan’ın bütün Türkiye’yi kendi arkasına dizilmeye çağırması ve Kürt hareketinden başlayarak kendisine biat etmeyen bütün muhalefet güçlerini hedef tahtasına koyması bundandır.

OHAL’in yetmediği yerde

Savaş, Afrin’den Türkiye’ye tehdit yöneldiği bir anda gündeme gelmiş değildir. Afrin-Türkiye sınırı savaşın başından bu yana büyük ölçüde çatışmasız bir alandır. YPG’nin kontrolündeki diğer sınır bölgeleri de çatışmasızdır. Güvenlik sorunu cihatçıların kontrol ettiği sınır hatlarında yaşanmıştır. Erdoğan’ın büyük bir tehdit olarak andığı ABD-YPG işbirliği ise, Rusların etkin olduğu Afrin’de değil, Afrin’le karasal sürekliliği olmayan Fırat’ın doğu yakasındaki Rojava kantonlarındadır.

Savaş, ülkeyi teslim almakta zorlanan Tek Adam için OHAL’in artık yetmediği bir anda gündeme gelmiştir. OHAL’in yetmediği yerde savaş hali devreye sokulmuştur.

Savaş, siyasetin yukarı kademelerinde çatlakların büyüdüğü, aşağıda ise bu çatlakları daha da büyütmeye aday bir toplumsal hoşnutsuzluğun kabardığı yerde gündeme gelmiştir.

Savaş öncesi anın siyaset sahnesindeki özeti şudur:

AKP karşıtı kalkışmaları bastıran sivillere cezasızlık vaat ettiği için “iç savaş KHK’si” diye de anılan 696 Sayılı KHK, toplumsal muhalefetten gelen çok cılız tepkilerin aksine Abdullah Gül ve Bülent Arınç gibi AKP’lilerin, MHP karşısında giderek yükselişte olan Meral Akşener’in, Saadet Partisi’nin ve hatta Perinçek’in eleştirisi ile karşı karşıya kalmıştır. Yani 15 Temmuz darbe girişimi sonrası kontrgerilla içinde sağlanan geçici mutabakatın ortadan kalkmakta olduğunun görüldüğü ve bunun siyasi yansımasının da sağın parçalanma eğiliminin AKP içine uzanacak kadar güçlenmesi şeklinde yaşandığı bir tablo açığa çıkmıştır. Mehmet Altan ve Şahin Alpay’ın tutukluluğunu haksız gören kararı ile Anayasa Mahkemesi’nin 15 Temmuz sonrası ilk kez Erdoğan’a karşı bir karar alması, iktidarı zorlayan çatlakların sağ siyaset sahnesi ile sınırlı olmadığını, devlet içinde de karşılıkları olduğunu göstermiştir.

OHAL’de halkın hali

Toplumsal düzlemde ise TBMM önünde “Geçinemiyorum” diye kendini yakan, İŞKUR önünde soyunarak “İşçiyim, hakkımı alamıyorum, açım, bu devlet benim hakkıma sahip çıkmıyor” diye bağıran ya da Erdoğan’ın karşısına her mitingde “Hani taşerona kadro verecektiniz!” diye çıkan emekçilerde… Evlenme yaşı konusunda Diyanet’e geri adım attırarak İslamcı camianın içini karıştıran kadınlarda… Grevin neredeyse adını dahi yasaklayan OHAL’e rağmen ülkenin en kara sicilli sendikası Türk Metal’i bile “grev” demek zorunda bırakan sömürü koşullarında… Bir türlü düşmeyen işsizlik ve enflasyonda… 2017’nin ikinci yarısında tırmanışa geçen küçük-parçalı işçi direnişlerinde…  Ansızın ülkenin herhangi bir köşesinde patlak veren kent ve doğa direnişlerinde ifadesini bulan bir enerji birikimi kendini göstermektedir. Tüm bunlar, demokrasi güçlerinin dile getirmeyi sürdürdüğü hak ve özgürlük talepleriyle birlikte siyasetin yukarılarındaki çatlakları büyütmeye adaydır.

Bu açıdan Abdullah Gül’ün ve Anayasa Mahkemesi’nin çıkış zamanlaması isabetsiz değildir. Tabii tüm bu tablo karşısında Erdoğan’ın savaş zamanlaması da kendisi açısından gayet isabetlidir.

Afrin operasyonunda ilk Türkiye ele geçirildi

Afrin’e askeri müdahalenin başlaması ile birlikte Erdoğan’ın karşısına geçen Abdullah Gül, eleştirilerine son verip harekata desteğini açıklamış… Operasyon tartışmaları sürerken attığı tweet’te “Annelerinin dantelli masa örtüleriyle ölmeye ölmeye geldik diye bağıran şu kefenli tosunların da isim isim tespit edilip, mutlaka askere alınmasını ve Afrin operasyonunda başrolde yer almalarını tavsiye ediyorum” diyen Meral Akşener birden bayrak seferberliği çağrısı yapmış… Perinçek coşmuş…  Erdoğan’ın iktidarı sayesinde hapisle tanışan ilk Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ desteğini açıklamış… CHP de Erdoğan’ın dara düştüğünde çektiği her numarada olduğu gibi elde tuzluk koşarak bu askeri harekatta AKP’ye tam destek verdiklerini açıklamıştır. Yani, iktidar kendi çevresini ve genel olarak sağı konsolide ederken muhalefeti, özel olarak da solu parçalayıp etkisizleştirmeyi ilk aşamada başarmıştır.

Aşağıda biriken enerjiyi iktidar karşısında seferber edebilecek toplumsal muhalefet güçleri de savaş atmosferinde boğulmak istenmektedir. 21 Ocak günü savaşa karşı barış talebini dillendirmek için basın açıklaması yapmak isteyenler ağır bir polis ablukası ile engellenmiştir. 22 Ocak günü Binali Yıldırım gazetecileri karşısına alıp gerçekleri yazmamalarını telkin eden 15 maddelik bir talimatname sunarak, kibarca tehdit etmiştir. 23 Ocak günü Afrin operasyonunu eleştiren gazetecileri, yazarları ve avukatları da içeren bir gözaltı furyası başlamıştır.

AKP’ye direnmekte gözü olmayan bazı muhalifler, saldırı altındaki Kürtlerin aslında bunu hak ettiğini ima eden (hangi derde deva olduğu meçhul) analizlerine yoğunlaşırken, bir kez daha Kürtlerden başlayıp diğer muhalefet güçlerine genişleyen yeni bir saldırı dalgası yayılmaktadır.

Bu savaşın haksız bir savaş olduğunu yüksek sesle dile getirmek yalnızca Afrin’de kan dökülmesini engellemenin değil Türkiye’ye sahip çıkmanın gereğidir.

Bu savaş gayri meşrudur

AKP’nin başlattığı Afrin savaşı haksız bir savaştır. Sınır hattımızda, bir milyon nüfus barındıran, büyük ölçüde çatışmasız bir bölgeyi savaş alanına çevirmektedir. Afrin halkı da, Şam hükümeti de TSK’yi “işgalci” diye tanımlamaktadır. Şu an fiili bir karşılığı olmasa ve hatta bir tür destek olarak algılansa bile pek çok uluslararası aktör “uyarı” olarak da değerlendirilebilecek açıklamalar yapmaktadır. AKP’nin TSK’ye silah arkadaşı yaptığı cihatçı çeteler, farklı adlar edinmiş El Kaide türevleridir. Bu ilişki yeri geldiğinde “Türkiye’nin terörizmi desteklediği” şeklinde bir ithamın uluslararası alanda yüksek sesle dillendirilmesine imkân vermektedir. Bu operasyona şimdilik yol veren uluslararası güçlerin ilerleyen safhalarda Türkiye’yi karşılarına almayacaklarının garantisi yoktur. Fırat Kalkanı’nda TSK’yi Suriye’ye buyur eden Rusya’nın Türk askerlerini yanlışlıkla vurduğu hatırlardadır.

Türkiye’nin Suriye sahasında yapacağı şey, Rusya’nın ve ABD’nin Suriye’deki hakimiyet projelerine hizmet etmenin ötesine geçmeyecektir. Savaşın sınırlarımızın ötesinde nasıl sonuçlanacağı, Afrin’deki Kürtlerin karşı koyma gücüne ve bu güce yaslanarak Rusya, ABD ve Şam yönetimi ile yürütecekleri pazarlığa bağlıdır. O pazarlık sonuçlandığında hava sahası mı kapanır, “kimliği belirsiz” uçaklar Türk askerini mi vurur, Kürtler aniden özel bir silah desteğine mi kavuşur, Suriye ordusu Afrin’i koruma pozisyonuna mı geçer, bilinmez. Ancak bilinen şey, kimin kimle ne zaman uzlaşıp ne zaman çatışacağının belli olmadığı ve AKP’nin pek çok düşman biriktirdiği Ortadoğu sahasında, Afrin operasyonuyla çok büyük bir risk alındığıdır.

Bu savaş AKP’nin iddialarının aksine gayri millidir de. Türkiye’yi savunmakla alakası yoktur. Türkiye-Suriye sınırında ülkemizi tehdit eden saldırılar 7 yıllık savaş boyunca YPG kontrolündeki bölgelerden değil, AKP destekli cihatçıların kontrolündeki bölgelerden gelmiştir. Afrin’de IŞİD’in de hedef alındığı iddiası ise apaçık bir yalandır. Afrin’de IŞİD değil, IŞİD’i Türkiye sınırından temizleyen ve AKP iktidarı savaşa karar vermeden önce Türkiye’ye karşı herhangi laik Kürt milisleri vardır.

Bu savaş Türk ve Kürt halkları arasındaki kardeşliğin ve barışın olanaklarını daha da zayıflatacak, Türkiye sınırlarının içi dahil diğer potansiyel çatışma alanlarına sıçrayabilecek, savaştan beslenenlerden başka toplumun tüm kesimlerine zarar verecektir. Saray’ın istediği tam da budur. Bu savaş tüm ülkeyi Erdoğan’ın ardında dizilmeye çağıran, karşısında duranları da ezmekle tehdit eden bir diktatörlük savaşıdır.

Saray tabut istiyor

AKP şimdi bu ülkenin Bilal Erdoğan ya da Berat Albayrak gibi “bedelli” olamayan ya da Burak Erdoğan gibi “çürük” olamayan gençlerini, IŞİD’den tek farkı örgüt adları olan cihatçılarla yan yana yeni bir batağa sürmektedir. Afrin operasyonuyla hedef, Türkün ve Kürdün kanının dökülmesidir. Çünkü, Saray bu ülkenin gençlerinin tabutları üzerinde yükselmektedir. Tek Adam’ın “Bu süreçte şehit ve gazi de olur, kan da olur” demesi bundandır.

Askerleri ne kadar önemsediklerini zaten geçen yıl IŞİD’in diri diri yaktığı iki Türk askerinin adını bile anmayı yasakladıklarında, o askerler için sokağa çıkan solcuları tekme tokat gözaltına aldıklarında görmüştük. Bu ülkenin güvenliğini ne kadar önemsediklerini ise Suriye’ye dünyanın dört yanından on binlerce cihatçı buyur edip yanı başımızda Nusra ve IŞİD’i semirttiklerinde, kaybettikleri 7 Haziran seçimlerinden sonra “400 vekili verseydiniz böyle olmazdı” diyerek cihatçıları intihar saldırılarıyla solcuların üstüne salıp Kürt hareketiyle çatışmasızlığa son vererek savaş ve terör dönemini başlattıklarında görmüştük.

Memlekete sahip çıkmak için

Gençleri ölüme, toplumu kamplaşmaya, ülkeyi çatışmaya sürükleyen bu atmosfer daima Erdoğan’ın iktidar hesaplarına hizmet etti. 1 Kasım Genel Seçimi en bariz örneğidir.

Çatışmasızlık koşulları ya da Türklerin ve Kürtlerin kader ortaklığı kurmaya, birbirini anlamaya yöneldiği anlar da Erdoğan karşısında özel olarak solun ve genel olarak da muhalefetin elini güçlendirdi. Gezi Direnişi/Haziran İsyanı, Kobanê direnişi ve eylemleri, 7 Haziran Genel Seçimi, 16 Nisan Referandumu süreci de bunun örnekleridir.

Savaş geçene kadar ölü taklidi yapmak ya da savaşa karşı söz söylerken saldırı altındakilerin kusurlarını sıralamayı şart bellemek, bize bir şey kazandırmaz. Memleketi kaybettirir. Diktatörlük inşasını durdurmak, memlekete sahip çıkmak için bu gayri meşru savaşa amasız fakatsız karşı çıkmak gerekir.

Ali Ergin Demirhan/ Sendika.Org

Bu haber 198 defa okunmu?tur.

  Facebook'ta Paylas     TwitterTwitterda Paylas         

Gündem

Yüksel Direnişinin 587.Günü Akşam Açıklamasına Polis Saldırdı

Yüksel Direnişinin 587.Günü Akşam Açıklamasına Polis Saldırdı Acun Karadağ, Gülnaz Bozkurt ve Deniz Yılmaz gözaltına alındı.

AKP’li Fakıbaba Şenyaşar ailesi için ‘PKK’lı' demişti ama...

AKP’li Fakıbaba Şenyaşar ailesi için ‘PKK’lı' demişti ama... Suruç'taki saldırıdan bir hafta önce AKP'li Bakan Ahmet Eşref Fakıbaba’nın “'Bizim PKK'lı olduğumuz...

HABER ARA


Gelişmiş Arama
Suay Karaman Suay Karaman
ÖĞRETİM PROGRAMI – MÜFREDAT
Mahmut ÖZYÜREK Mahmut ÖZYÜREK
Makarna Siparişiyle Atatürkçülük!
Bahattin Gülyuva Bahattin Gülyuva
SATILMIŞ...
H. Hamza Erdem H. Hamza Erdem
BÜYÜKERŞEN'E KİM SALDIRDI?
Abdullah ALNIAK Abdullah ALNIAK
KİMDİR BU KIR BEDİR?
SİZDEN GELENLER SİZDEN GELENLER
Yürüyün Be Kır Bedirler Kim Tutar Sizi- ABDULLAH ALNIAK
Emrah AKGÜN Emrah AKGÜN
DAHA 19 YAŞINDA...
Bülent Esinoğlu Bülent Esinoğlu
Örtülü savaşın örtüsü açılırken...
Özgür Barış Özgür Barış
HADDİNİ BİL ERDOĞAN
Onur Doğan Onur Doğan
Unutkanlar Ülkesi

Okur yorumları kişinin kendi düşüncesidir Yorumcahaber sorumlusu değildir
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapy: MyDesign Haber Sistemi