Devrimci, Güncel, Haber ve Makale Sitesi -
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM
KünyeNeden Yorumcahaber?

EN ÇOK OKUNANLAR

Sosyal Paylaşım



Mihrac Ural Yazdı: GEÇMİŞTEN BUGÜNE KADAR KADINLARIMIZ, BİZİM KADINLARIMIZ

Mihrac Ural Yazdı: GEÇMİŞTEN BUGÜNE KADAR KADINLARIMIZ, BİZİM KADINLARIMIZ

Tarih 08 Mart 2018, 19:23 Editör yorumcahaber.com

Mihrac Ural - 8 Mart 2018 / Perşembe - lazkiye

Kadının doğa tarafından yükümlendirildiği doğum gerçeği ataerkil algıların bunu fırsat bilip kadın cinsi üzerine baskın hale gelmesiyle başlayıp süren kadının ezilişi bu güne kadar devam ediyor. Semavi dinler, kadim felsefeler, farklı uygarlıklar bu süreci daha da derinleştirdi. Son halkada sosyalistlerde kadına yalan söyledi, ona en büyük ödül olarak herhangi bir işçi gibi emekçi olma ödülünden başka bir şey vermedi kadını bir cins olarak ve özgün sorunlarıyla ele almadı. Bu süreçler boyunca da kadın kadını amansız biçimde aldatmaktan çekinmedi. Çünkü sürecin algı düzeyleri ve bilimin ve teknolojinin verileri iki cins arasındaki nesnel farkı kaldırabilecek düzlemde değildi. Durum hala bu haliyle de devam ediyor. Bu nedenle kadın erkek eşitliğinden çok, zulme neden olan nesnel verileri değiştirene kadar kadının daha çok hak sahibi olması gerektiğine inanıyorum.

Alttaki yazımı, tarihler boyu kadına karşı işlenen zulüme karşı naçizane önerilerimi sunuyorum

Değerli Bahattin yoldaşım,

Bizim Cemil Hayek naif insanlık algısıyla çok güzel yazdığı bu yazıya destek ve taşıdığı iyi niyete karşılık bir yorum yazdım. Devam edecektim ama uzun zamandır kadın üzerine yazı yazmama gibi kararlı bir duruşum gündeme geldi. Kadın üzerine son yazılarımda da bunun nedenini açık açık yazdım; “Kadın erkek eşitliğine inanmıyorum” dedim. Bunun nedenlerini birkaç makalede izah ettim.

Bu birkaç makale şu başlıklarla özetlenebilir;

1- Kadın’ın doğadan gelen yükümlülüklerini, ataerkil algıların bir fırsat olarak kullanması nedeniyle ezilişi, Rahim kadının doğadan gelen handikabıdır. Kadının annelik övünç ve gururu olarak gördüğü bu biyolojik veri 9 aylık doğum süresi ve çocukların bile bir yaşa kadar eğitilmesi beslenmesi gibi süreçlerin kadını sosyal siyasal ekonomik kültürel yaşamdan nispeten uzak bırakması.

2- Kadına karşı dinlerin yaptığı acımasız tahribat. Kadını şeytanın bir biçimde tecellisi olarak gören onu horlayın kültürel baskısı ve kadının doğadan gelen durumu nedeniyle takatsiz kalışı sonucu ezilişi ( kadın genel olarak ele alınmaktadır tek tek kadınların tarihte oynadıkları rol hiçbir zaman kadını ne cins olarak ne de toplumsa ilişki açısında öne çıkarmamıştır)

3- 19. Yy da başlayan, ve tamamen toplumsal üretimde kadının adım adım yer almasıyla ortaya çıkan kadın reflekslerinin sınıf mücadelesi içinde eritilerek, vaatler ve hayallerle kurtuluşunun bu mücadele ve sonuçlarında olduğu söylemleri altında aldatılışı ve ezilişi.

Bu maddeleri artırmak mümkündün ama benim açımdan tümü aynı yere çıkıyor kadının ezilişine eşitsizliğine ve bunu değiştirmek için hiçbir ciddi adımın atılmayışına. Bu nedenle, son olarak eşitlik özgürlük ve haklar konusunda sosyalistler de kadını aldattı diyeceğim.

Olaya farklı bir açıdan bakacağım tıpkı, herkes sınıf mücadelesini devrimci mücadele sanıp dururken bu mücadelenin asla devrimci olmadığını, yeni bir üretim ilişkisine geçiş için zemin olamayacağı, özgürlük ve demokrasiye yapacağı itim kadar desteklense de yeni bir uygarlığa geçişi sağlayamayacağını yazdığım gibi kadın olayını naçizane izah etmeye çalışacağım

Sondan başlayıp, arada diğerlerini de anarak kadın konusundaki görüşümü kısaca dile getireyim.

Kadını sosyalistler de aldattı. Kadın hakları ve özgürlükleri olarak ona verdiği en büyük ödül işçi erkek gibi işçi olmazsıdır. Bu, sosyalistlerin kadını sadece düz bir insan (cinsiyeti olmayan) olarak algılaması ve orada eşitlemesi sonucu, fiziki yapısını ve anne olma özelliğini de (doğadan gelen yükümlülüğünü de) ayaklar altına alan bir ödül olmuştur. Çünkü Sosyalizm esasında kapitalizm madalyonun diğer bir yüzü olarak (emek sömürüsü artık değer esprisi ve kadının da bu sürece sürülme güdüsü) tecelli olmuştur. Sosyalizmin gerisin geriye dönüşü de bunu göstermiştir.

Kapitalist sistem içinde sosyalistlerin kadın özgürlüğü ve hakları açısından yaptıkları çağrı ve attıkları şiarların tümü de kaba bir aldatmaca olarak gündeme geldi. Sosyalistler kadına kadın cinsi açısından bakamadılar çünkü tek boyutlu sınıf mücadelesi bu algıya yer vermiyordu; övgü, özgürlük, eşitlik vb söylemleri çok olmasına karşı kadının sorununu nesnel nedenleriyle kavrayıp çözümü oradan başlamayı hiç önüne bir sorun olarak koyamadı. Yıkılması gereken bir üretim sistemi vardı ve tek hedef bu mücadeleye güç taşımaktı. Kadın sadece bir araçtı, erkekle eşitliği de burada ikmal oluyordu.

Tam bu noktada, yani aldatmanın aldatmayı kovaladığı koşulda kadın da özgürlük diye diğer kadınları erkek için imkan için dar çıkarlar için aldatmak üzere yönelim aldı. Erkeğin bildik kadını aldatması kadar kadının kadını aldatması burada çok daha bariz olarak zuhur etti.

Ataerkil algıların kadın üzerinde yarattığı yıkıcı etki yanı sıra, kadının doğadan aldığı yükümlülükler nedeniyle (doğum- çocuk bakımı vb gibi uzan zaman alan yaşamın önemli bir bölümünü kapsayın bir süreç) kadın, en gelişmiş demokrat, devrimci, sosyalist, yani kadının umutla sığındığı çevremler açısından da bir aldatılma nesnesi haline geldi, bu çevreler iyi niyetlerle de olsa ama sonuçta kadına yalanı güzel ambalajlarla sundu durdu. Sosyalist ideoloji kadını işgücü olarak erkekle zalimce eşitledi Sovyetlerde kadının durumu bunun çok açık bir ifadesiydi; eli kazmalı çekiçli bilekleri erkek gibi kadın figürleri, yontulara böylesi bir sanatsal sonuç oluşturuyordu.

Dinler e gelince, kadın şeytani olarak damgalanmıştır (kimisi doğum yapmayan kadın dinsizdir (mukaddes kitap) kimi, kadına dayatılan dayak, erkek karşısında miras payı ve şahitliğinde yarım hak gibi Kuran’ı hükümler). Dinler, ataerkil algıları tanrının algıları olarak yeniden organize ederken kadın akıl almaz bir zorbalıkla kafes içine sokulmuştur. Bu noktada kadın son nefesini vermiştir. Varlığı bile örtü altına alınmıştır.

Şimdi sakince düşünelim,

Doğa ve erkek birleşik kaplar biçimde kadına zülüm ediyor. Bu tek tek bireyin ağdalı ağlamaksı kadın övgüsüne rağmen genel kıyas olarak var olan gerçektir. İşin nesnel alt yapısı budur. Bu kadının ne sınıf ne de kültürel açıdan değil sorunlarının kaynağı, yapısından ele alınması gerektiğini gösterir. Kadını ayrı bir cins olarak ela alıp bunun sorunlarını öncelikle irdelemek gerek, hak ve özgünlüklere buradan başlamak gerek.

Olayı sistemlere mücadele tarzlarına, kültürel algılara bağlanıp, kadın erkek bu anlamda eşitlendikçe kadının gücü sadece erkek egemenliğine hizmet etmiş olur. Bu en gelişmiş batılı kapitalist ülke açısından olduğu kadar, en ilkel kabile ilişkilerine kadar nicelik olarak farklılıklarına rağmen nitelik olarak aynıyla sürer. Kadın cins olarak ezilir durur.

Kadının doğumdan gelen yükümlülükleri varsa, bu da erkten daha çok sa o zaman kadın erkek eşitliği asla hak eşitliğiyle sağlanamaz, Kadının bu durumu göz önüne alınarak hak eşitsizliğiyle, yani kadına bu durumdan dolayı doğan zaaflarını onaracak eksiklerini giderecek daha çok hak tanımak gereklidir. Bunu kadının doğa tarafından yükümlülükleri var oldukça yapmamız gereklidir. Bilim ve teknik, bir gün kadının rahim sahibi olmasından doğan yükümlülüklerinden kurtulması, aşılması ya da erkeği bir biçimde bu nesnel durumuna ortak etmesini başarmasıyla eşitlenecek bir yönelim içinde olunmalıdır.

Erkeklerin rahim taşıyıp kadın gibi olmalarından söz etmiyorum, bu işi sulandırmaktır. Bu günden başlayan tüp bebek dahil bir çok yöntemle kadının doğum yükümlülüğünden, yani kadının doğasını eğitmekten söz ediyorum. Uzun işi değil mi? Tamam öyledir bunun içinde diyorum ki kadına daha çok hak vererek bu adaletsizliği dengelemek gereklidir. Artık kimse kimseyi aldatmasın kadın her aşamada ve her sistemde kandırılan bir nesnedir.

Bu satırların yazarı olarak benim de devrimci feodal hallerimin çilesini kadın çekiyor. Bunu öyle planlayıp yaptığımda yok, tam tersine tüm sevgi ve saygıma rağmen kadının kendi ezikliğinin sonucu kadının kedini aldatması sonuca oluşan ortamın ürünü olmuştur. Bu ortamı elimin tersiyle itsem bile, çevre ve ortamın da katkısıyla kadın, bu süreci bir ölçüde kendisi oluşturur. Bakmayın feministlerin çok ses çıkarmalarına en baba yiğidi bile iç dünyasında ortamın, çevrenin ve bu kültürün esiridir.

Bir de kadının diğer kadını aldatması üzerine kurulan handikap önem taşıyor. Sanki hipodromda at yarışı yapar gibi kadınların erkek için yarıştıklarını görmemek mümkün değildir. Bunların tümü s kadının nesnel durumundan doğanın yükümlülükleri nedeniyle oluşan zaaflarının karşıt cins tarafından istismarı yatmaktadır. Sorunun ana noktası bu nesnel durumdur kültür ise sonra gelen bir olgu.

Burada kadının diğer kadınları aldatmada, kendi ezilişine yaptığı katkı azımsanmayacak bir yoğunluğu sahiptir. Bu durum ne siyasal ne kültürel açıdan değil, tamamen nesnel verilerin bilince yansıttığı durumlar üzerinden kavranması gerektiğine inanıyorum.

Kimse, bu günden yarına bu nasıl değişir diye sormasın, “kelin merhemi olsa kendine sürerdi” demek zorunda da kalmayım. Ama bu doğal dengesizliği, cinslerin eşitlik doğası için kadına, daha çok hak, daha çok özgürlük, daha çok nesnel zemin sağlam alanları açmamız gerektiğine inanıyorum. Bu alanlar bu dengesizlik giderilene kadar erkeğin hak ve hukukundan daha fazla olması ise konumuzun tabiatına en uygun olanıdır.

Alan açılımı siyasal olarak hemen olabilecek şeylerdir, ama ataerki akıl, buna karşı çok şiddetle direnecektir. Hatta ülkemizde olduğu gibi gerisin geriye giderek çocuk tacizleri, evlilik yaşları üzerinden kadını izmarit gibi ayakaltında ezmeye devam edecektir.

Evet kadın anne olma mutluluğunu hep yaşar, bunun yerini alabilecek başka bir veri de yok. Doğa da bunu öyle organize etmiş. Erkek değil, kadın anne oluyor. Kültürel algıda durum budur, ama bu değişmek zorundadır. Kadın ya bu yükümlülük altında erkekten çok daha fazla hak alarak eşitliği sağlayacak ya da bu düzlemi, doğanın bu farklı yaradılışını eğitecek, aşacak, değiştirecek.

Bu iki tercih kadını cins olarak ele alır ve bunun sonucu kültürel algıların değişmesini önerir ki, en kalıcı değişim buradan gelir. Bu olmazsa dinlerin de ataerkil kültürlerinde sınıf mücadelesi algılarının da amansız ve acımasız aldatma ve baskısı altında kadın, kadını da aldatarak erkek cinsine hayal bile demeyeceği fırsatları altın tabakta her gün yeniden sunmaya devam eder.

Naçizane kanaatlerim budur.

YAPILAN YORUMLAR VE CEVAPLAR

Cemil Hayek ‘in yorumu

Mir komutan,

Biliyorsun ki, dostluğumuz fikir ayrılığı ile yol ayrılığına yol açmaz ve bu nedenle aynı fikirde olmak zorunda değiliz. I

Sınıfsal mücadelede de her konuyu paylaşmıyoruz, ama ortak olduğumuz noktalar var.
Erişilemeyen amaçlar, bir aldatman unsuru olmamalı, her zaman olamaz. Kadın, doğurganlıktan dolayı pazusu zayıf ise, onu üstün kılan başka faktörler de vardır. Kadın direnci, kadın sabrı, kadının aklını daha fazla kullanması, biz erkekleri şaşırtıcı seviyelerdedir. En gururlu anlarımızda kadın, bu özellikleri ile bizi şaşırtmış, bizi yenmiştir.

Din ve yaşam şartları, kadın sorununu çözemedi ise ve kadına aynı hakkı vermedi ise, bu kadının eksikliği anlamına gelmez. Kadın doğurganlığı ile kaybettiği kanı, daha güçlü bir bağışıklık sistemi ile geri kazanmaktadır. Bir çok sağlık sorununda kadının direnci, erkekten kat be kat fazladır.

Erkeğin pazusu ile kendini kadından güçlü gördüğü süre, hayatının en kısa süresidir.

Kızlar, genellikle küçük yaşlarda oğlan çocuklarından daha çabuk konuşur ve hatta çoğunlukla oğlan çocuklarını dövdükleri görülür.

Yaşlanınca da, gençliğinde kadını koruduğu bilinen erkek, kadının bakımına muhtaç hale gelir.
Geriye kalan gençlik süresi hesaplandığında, kadının yaşamının uzun bir bölümünde, fiziki olarak erkekten daha güçlü olduğu görülür.

Buraya kadar tartışılan güç, sadece pazu gücüdür. Oysa kadındaki güç, sadece pazu ile ölçülemez.
Gücün pazuda ölçülmesi, kadının aklını daha fazla kullanmasına yol açarak, kadını daha da güçlü kılmıştır.

Bir gün ders verdiğim bir okulda, okul öğrencilerinin yüzde on biri, ilaç kullanıyordu, oysa oradaki kızların hiçbiri, okul tarihinde buna gereksinim duymamıştı.

Dünyayı erkeklerin yönettiği ne kadar gerçekse, erkekleri kadınların yönettiği bir gerçek değil midir.
Kaldı ki, dual sistemle yönetilen doğada, bir cinsiyetin mutlak üstünlüğü mümkün olsaydı, bu durum, diğer cinsiyetin yok olması ile sonuçlanmaz mıydı?

Doğadaki güçleri karşılaştırmak güçtür, ancak medeniyet ile kadının gücü ortaya çıkarken, vahşette de, erkeğin gücü ortaya çıkmıyor mu?

Sosyalizmde de kadınlar hedeflerine ulaşmamışlar, mücadele kazanılmamıştır. Ama bu durum, kadını ezen ve kadın için savaşan sistemleri aynı kefeye koymak anlamına gelir mi?
Sonuç olarak, biz erkekler, kadınsız çok zayıfız. Kadınlarla kazandığımız güç, salt bizim gücümüz müdür, kullandığımız akıl, kadın terbiyesi ile yoğrulmuş akıl değil midir?

Selam ve saygılar

CEVABIMDIR

Değerli yoldaşım elbette ki farklı düşüncelerimiz olacak bu zenginliktir.

Ama eleştirinin konusu alıntı yapmadığın için beni kapsamadığını görüyorum. Yazımda “kadın pazusu”ndan hiç söz açmadım, olaya da kim güçlü kim zayıf açısından da bakmadım, Konuyu kadının doğal biyolojik yükümlülüklerini istismar eden ateerkil aklın bu nesnel temelde bir kültür algısı haline gelişini anlattım

Kadının güçsüz olduğunu söylemedim, tersine rahim sahibi olmasıyla erkekten daha öndedir ama bu bir handikap haline gelmiştir dedim. Bu temel rotada sınıf mücadelesi ve kadın konusuna değildin sosyalistlerin kadını nasıl aldattıklarını ortaya koydum ve sonuçta kadının bile kadını aldatmak için çırpındığını belirttim. Bunu aşmış kadınlar olsa da genel açıdan kadının kültürel durumu budur dedim.

Bu nedenle bilim ve teknolojinin bu doğal farklılığı giderene kadar kadına daha çok hak verilerek tarihten doğadan gelen eşitsizliği dengelemek gereklidir dedim. Artık kimse kadını aldatmasın olay ne sınıfsal ne üretim ilişkisi nede başka bir şey olay kadının kendi doğasını bir biçimde eğitmesiyle ilgilidir ve buradan kaynaklanan kültürel dokuları çözmesiyle ilgilidir dedim.

İki cins arasında kim güçlü kim zayıf noktasına girmedim olayın kaynaklandığı nesnel verileri öne çıkardım çünkü inancım oku kadın sorunu eğitimle tek başına kültürle hak ve hukukla tek başına çözülemez tersine kadın aldatılmaya devam eder dedim. Cehennemin yolları iyi niyetlerle döşelidir demek istedim

Cemil Hayek ‘İN CEVABI

Haklısın;

Bende kadın erkek eşitliğine inanmadığın algısı oluşmuştu, ama senin amacın, başka bir çözüm arayışıdır. Ne yazık ki, yukarıdaki metni silemiyorum ama buradan düzeltiyorum.

Selamlar, Mir komutan

Mihrac URAL

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, ayakta duran insanlar, açık hava ve doğa

Bu haber 267 defa okunmu?tur.

  Facebook'ta Paylas     TwitterTwitterda Paylas         

Özel Makaleler

AKP-MHP seçimleri Kürtler için ‘plebisit’e dönüştürdü

AKP-MHP seçimleri Kürtler için ‘plebisit’e dönüştürdü Sakarya’da Amedspor’a yapılanlardan anlıyoruz ki, sadece HDP’liler değil, AKP’li olmayan bütün Kürtler Erdoğan ikti...

Cemil Hayek Yazdı: SADECE BİR GAZETECİ...

Cemil Hayek Yazdı: SADECE BİR GAZETECİ... Suudi Arabistan’ın muhalif gazeteciyi öldürmek için Türkiye’yi seçmesi bir tesadüf müdür? Gazetecilerin en çok kayb...

HABER ARA


Gelişmiş Arama
Suay Karaman Suay Karaman
ÖĞRETİM PROGRAMI – MÜFREDAT
Mahmut ÖZYÜREK Mahmut ÖZYÜREK
Makarna Siparişiyle Atatürkçülük!
Bahattin Gülyuva Bahattin Gülyuva
SATILMIŞ...
H. Hamza Erdem H. Hamza Erdem
BÜYÜKERŞEN'E KİM SALDIRDI?
Abdullah ALNIAK Abdullah ALNIAK
KİMDİR BU KIR BEDİR?
SİZDEN GELENLER SİZDEN GELENLER
Yürüyün Be Kır Bedirler Kim Tutar Sizi- ABDULLAH ALNIAK
Emrah AKGÜN Emrah AKGÜN
DAHA 19 YAŞINDA...
Bülent Esinoğlu Bülent Esinoğlu
Örtülü savaşın örtüsü açılırken...
Özgür Barış Özgür Barış
HADDİNİ BİL ERDOĞAN
Onur Doğan Onur Doğan
Unutkanlar Ülkesi

Okur yorumları kişinin kendi düşüncesidir Yorumcahaber sorumlusu değildir
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapy: MyDesign Haber Sistemi