Devrimci, Güncel, Haber ve Makale Sitesi -
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM
KünyeNeden Yorumcahaber?

EN ÇOK OKUNANLAR

Sosyal Paylaşım



Brezilya’daki faşist diktatörlük işkence aletlerini ve silahları nereden bulmuştu?

Brezilya’daki faşist diktatörlük işkence aletlerini ve silahları nereden bulmuştu?

Tarih 07 Kasım 2018, 08:36 Editör yorumcahaber.com

Trump yönetiminin seçimden başarıyla çıkması, bu ekibin agresif politikalarının Ortadoğu’dan Latin Amerika’ya yeni bir itici güç kazanması, ABD saldırganlığının yükselmesi anlamına gelecektir.

Cemal Kaşıkçı cinayeti nedeniyle Suudi Veliaht Prensi Muhammed Selman üzerinde estirilen fırtına biraz daha hafiflemiş görünüyor. İsmi verilmeyen Türk “güvenlik yetkilileri” cinayetin ayrıntılarına ilişkin Amerika ve Avrupa basınına kimi bilgiler sızdırmaya devam ediyor. Tayyip Erdoğan, Washington Post gazetesinde yayımlanan yazısında, Kaşıkçı’nın ölüm emrini Kral Selman’ın verdiğini bir dakika bile düşünmediğini ama emrin Suudi yönetiminin en yüksek seviyesinden verildiğini bildiklerini ifade ederek prensi örtük olarak hedef almayı sürdürüyor…

New York Times’ın “kulağı delik” Ortadoğu habercisi David D. Kirkpatrick ve Ortadoğu Büro Şefi Ben Hubbard, konuyla doğrudan ilgili üç Beyaz Saray yetkilisi ve değişik kaynaklarla yaptıkları görüşmelerden elde ettikleri bilgileri ortak imzalı bir yazıyla paylaştı. Yazarlara göre, üzerindeki büyük baskıya rağmen Prens Selman gücünü koruyor ve tüm baskıya rağmen prensin aşikar dokunulmazlığının nedenleri; Suudi Arabistan’daki mutlak monarşinin doğası, prensin acımasızlığı ve Trump yönetiminin desteğidir. (Despite Stigma of Khashoggi Killing, Crown Prince Is Seen as Retaining Power, 2 Nov)

Yazarların görüştüğü Beyaz Saray yetkilileri, Beyaz Saray’da yapılan değerlendirmeler ve müttefik ülkelerin prensin korunması yönündeki girişimleri -girişimlerde bulunduğu belirtilen müttefikler İsrail ve Mısır- sonucunda Trump yönetiminin prensin yanında durma yönünde bir tutum almaya doğru yöneldiğini belirtmişler.

Yetkililer, Trump yönetiminin oluşan durumdan, Katar ablukasını sonlandırma ve Yemen’de bir çözüme yönelme için Suudiler üzerinde baskı kurma yönünde yararlanmaya çalıştığını ifade etmişler. Savunma Bakanı Mattis ve Dışişleri Bakanı Pompeo’nun Yemen’de ateşkese yönelik son açıklamalarının da bu çerçevede yapıldığı bilgisini vermişler. Yetkililer bu bilgileri vermiş ama Suudi öncülüğündeki koalisyon Yemen’de yeni bir saldırı dalgasını ağır bombardımanlarla birkaç gün önce başlattı.

Prens Selman hala güçlü

Kaşıkçı cinayetinin ardından kongrede oluşan tepkiler nedeniyle Suudi Arabistan’a bazı yaptırımlar uygulanmasının Trump yönetiminin gündeminde olduğunu belirten Beyaz Saray yetkilileri, bunların kapsamının sınırlı tutulmasına ve prense zarar vermemesine dikkat edileceğini bildirmişler. Trump yönetiminin Ortadoğu politikasının temelinde “İran’ı sınırlama” yönelişi olduğunu tekrarlayan yetkililer, prensin de bu politikanın temel sütunlarından biri olduğunu vurgulamışlar.

Kirkpatrick ve Hubbard, ABD Ordusu’nun Ortadoğu’daki en üst düzey komutanı General Joseph Votel’in birkaç gün önce Kaşıkçı cinayetine rağmen yaptığı “Suudi Arabistan’la devam ettirmekte olduğumuz askeri ilişkilerde herhangi bir değişiklik olmadı. Askeri açıdan bu ilişkileri güçlü, derin ve tahminimce bizim için karlı olarak nitelendirebilirim. Onlar (Suudiler) bölgedeki güvenliğin sağlanması konusunda son derece önemli ortaklarımız oldu ve olmaya devam ediyorlar” şeklindeki açıklamaya dikkat çekiyorlar.

HSBC ve JP Morgan Chase gibi tekelci sermaye gruplarının yöneticilerinin, Suudi Arabistan’ın ekonomik önemi ve bu ülkeyle iş yapmaya devam edecekleri yönündeki açıklamalarını da yazılarına taşıyan Kirkpatrick ve Hubbard, Prens Selman’ın sahip olduğu güçlü ekonomik, politik dayanak ve korunma noktalarına işaret ediyorlar.

Bunların tümü doğru ama Yemen’e uygulanan abluka nedeniyle açlıktan iskelete dönmüş çocukların fotoğrafları Trump ve Selman karşıtı kampanya nedeniyle Batı basınında üç yılın sonunda yavaş yavaş kendine yer bulmaya başlarken, Katar ve paraya boğduğu Amerikalı “düşünce kuruluşları”, Trump karşıtı politik odaklar, gazeteciler anti-Selman bir çizgide tam gaz çalışırken ve en önemlisi “İran’ı sınırlama” cephesi prensin uygunsuz eylemleri nedeniyle zayıflar ve cepheyi genişletmek, güçlendirmek için başka opsiyonlara bakılırken, farklı sonuçların doğma olasılığını da yabana atmamak gerekir. Öyle ya, Suudi ailesinden basında isimleri zikredilmeye başlanan kimi unsurlar Prens Selman’ın gördüğü işlevleri neden göremesin? “Diktatoryal” eğilimleri olan “sorumsuz” prensi sırtından atıp yeni bir prensle “temiz” bir başlangıç yapacak “İran’ı sınırlama” cephesinin böylesi bir hamleyle daha fazla güçlenmeyeceğini kim iddia edebilir?

6 Kasım’da ABD’de gerçekleşecek seçimin sonuçları Prens Selman’ın geleceğini yakından ilgilendiriyor. Trump yönetiminin çok sıkı ilişkiler geliştirdiği Selman’ın Kaşıkçı cinayetinde adeta suçüstü yakalanması, Trump karşıtı politik ve ekonomik güç merkezlerinin Selman üzerinden Trump’a vurma kampanyasını yükseltmelerine neden oldu. Bu durum, Selman’ın kaderiyle ABD seçim sonuçlarını yakın ilişkiye soktu. Yoksa ABD ve Avrupa’daki Trump karşıtı politik odakların ne Kaşıkçı’nın katledilmesi umurundadır ne de Yemen’de, Suriye’de ölen onbinler.

“ABD terörist bir devlet değil, soykırımcı bir devlettir”

ABD’de 6 Kasım’da seçim var ve 5 Kasım günü ABD’nin İran’a yönelik ekonomik yaptırımlarının İran halkı için asıl yıkıcı olan kısmı yürürlüğe giriyor. Amerikalı sosyal bilimci Prof. Edward Herman’ın kitaplarından birisinin adı: “Soykırım Siyaseti”. Herman kitabında daha önce Irak’a uygulanan ekonomik yaptırımlar hakkında, “Irak’a uygulanan ‘kitle imha yaptırımları’ (1990-2003) neticesinde ve bunu takiben ABD ile Birleşik Krallık’ın Irak’ı işgal etmesiyle başlatılan ikinci savaşta, Irak’ta ölenlerin sayısının 1 ila 2 milyon olduğu tahmin edilmektedir. Kasıtlı bir şekilde incelikle yürütülen politikaların uygulanması sonucunda bu kadar çok insan ölüyorsa, burada konuştuğumuz şey artık ‘terörizm’ değildir, daha gerçekçi bir tabirle soykırım hareketidir” diyor. Herman, “ABD terörist bir devlet değil, soykırımcı bir devlettir” diyor ve kitabında bu gerçeği son derece açık ve güçlü argümanlarla kapsamlı bir biçimde ortaya koyuyor.

Herman’ın tezleri Irak’a ilişkindir ancak yürürlüğe girecek İran yaptırımları da aynı sonuçlara yol açacaktır. ABD’nin soykırım siyaseti kesintisiz devam etmektedir. Şimdi herkes İran’a yönelik yaptırımlardan kim muaftır, kim değildir sorusuna odaklanmış durumda. Kimine göre, “soykırım siyaseti”nin olası başarısız sonuçları ABD’nin gerileyen hegemonyasının bir işareti olacak; kimine göre, bu siyaset İran rejimini tarihe gömecek bir ayaklanmayı tetikleyecek. Oysa ilk yapılması gereken, halklar üzerindeki korkunç sonuçları önceki deneyimlerden çok iyi bilinen bu yaptırım politikasının kesin olarak mahkum edilmesidir…

Council on Foreign Relations adlı etkili ABD “düşünce kuruluşu”nun Ortadoğu uzmanlarından Elliott Abrams Haaretz’de yayımlanan yeni yazısında, Trump yönetiminin 2 yıllık dış politikasının, Ortadoğu’da Obama döneminde yaşanan zayıflamayı geri çevirdiğini, ABD etkisinin bölgede yeniden canlanmasına yol açtığını, bunun da yönetimin uyguladığı “realist” politikanın ürünü olduğunu yazdı. (In Just Two Years, President Trump Has Reversed the Decline of American Influence in the Middle East, Nov 1)

Abrams yeniden yürürlüğe girecek ekonomik yaptırımların, İran’ın bölgedeki saldırganlığını, yıkıcılığını ve terörizmi engellemeyi hedeflediğini ve başarılı olacağını haber veriyor. Amerika’nın Suriye’deki askeri varlığının İran’ın Suriye üzerinde kuracağı hakimiyeti engellemeyi ve İran’ı Suriye’den atmayı hedeflediğini ileri süren Abrams yazısında, bu hedefin gerçekleşmesinin yaşamsal önemine dikkat çekiyor. Abrams’a göre, Trump yönetiminin başarısının sırrı bölgedeki gerçek dostlarını ve düşmanlarını iyi tanımasında ve buna uygun tavrı almasında yatmaktadır ve Abrams diyor ki, bunun doğru olup olmadığını anlamak istiyorsanız bu soruyu önce İsrail yetkililerine sonra İran mollalarına sorun…

Abrams kesinlikle haklı ve “soykırım siyasetinin” İran’a yönelik güncel veçhesi Guardian gazetesinin bir haberinde tüm açıklığıyla gözler önüne serildi. Gazetenin haberine göre, “İngiltere, Fransa ve Almanya’nın ABD büyükelçilerinin Trump yönetimiyle yaptıkları görüşmelerde dile getirdikleri ilaç ve temel ihtiyaç malzemelerinin İran’a yaptırımlardan muaf tutulması talepleri reddedildi.” Bu reddin anlamı, ilaç ve temel gıda maddelerine gereksinim duyan İran halkının açlığa, yokluğa, ölüme mahkum edilmesidir. Ama ne gam, ABD yönetimi İran halkına, “madem Amerikan tipi demokrasi ve özgürlük istemiyorsunuz, o zaman açlıktan, ilaçsızlıktan öleceksiniz” diyor…

Hepsi birbiriyle son derece uyumlu…

Bolsonaro’ya ABD ve İsrail desteği

Brezilya’da seçimleri kazanan faşist Bolsonaro’yu ilk kutlayanlar da ABD ve İsrail yönetimi oldu. ABD Başkanı Trump’ın en yakınındaki yetkili isim Bolton yaptığı konuşmada, faşist Bolsonaro’yu övgülere boğup onu “serbest piyasa ekonomisi, şeffaflık ve hesap verir yönetim ilkelerinin” sembolü olarak kutsadı ve bölge ülkeleri Küba, Venezüella ve Nikaragua’yı “zorbalığın Troykası” ve “terör üçgeni” olarak ilan etti. Bolton’un konuşmasında da şaşırtıcı hiçbir şey yok, bu sözler artık alışılmış olan, ABD’nin kendi hegemonyası altına girmeyi reddeden her unsura karşı yönelttiği saldırıların faşist Bolton’un dilinden yeni bir ifadesidir. Bolsonaro’nun zaferini Bolton gibi coşkuyla kutlayan bir başka kesim ABD ve Brezilya “iş dünyasıdır”. Bolsonaro’da “serbest piyasa ekonomisinin” erdemlerini dilinden düşürmemektedir.

Bolton’un konuşmasındaki vurgular ise, Nikaragua’da, Venezüella’da yoksul halkın bir nebze olsun insanca yaşam olanaklarına kavuşmasından, bu ülkelerin geleneksel Amerikan uşağı sermayedar ve politikacılarının ekonomik ve politik konumlarının bir miktar da olsa sallanmasından duyulan büyük öfke ve memnuniyetsizliğin ürünüdür. Tekrarlamak gerekir, bunda şaşırtıcı ya da yeni hiçbir şey yoktur. Küba Sosyalizmine duyulan büyük düşmanlığın uzun tarihi iyi bilinir. Bunlar eşyanın tabiatı gereğidir: ABD emperyalist-kapitalizmin lider ülkesi olarak her türden gericiliğin asıl kaynağı ve her türlü ilerici, sosyalist hareketin baş düşmanıdır.

Bu duruma ancak liberal İngiliz gazetesi Guardian gibi “ama Bolsonaro Brezilya’daki askeri diktatörlüğü övüyor, otoriter bir yönetimi kutsuyor neden ona destek veriliyor” gibi sahtekarca muhalefet eden unsurlar “şaşırabilir”; sanki Brezilya’daki askeri faşist diktatörlüğün arkasında ABD ve Avrupa emperyalistleri senelerce kapı gibi durmamış, Latin Amerika’da solun yükselişi karşısında bu faşist hareketleri aynı güçler paraya, silaha, işkence aletlerine ve politik desteğe boğmamış gibi. Brezilya’daki faşist subay ve polisler temel eğitimlerini ABD kurumlarından almamış gibi…

Bolsonaro seçimi kazanmasının ardından ilk röportajını İsrail’in “Israel Hayom” gazetesine verdi. Bolsonaro, İsrail Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşıyacaklarını ve Birleşmiş Milletler’de İsrail’in en yakın müttefiki olacaklarını ifade ediyor. Netanyahu’nun Bolsonaro’nun seçim zaferini coşkulu bir sevinçle karşılaması boşuna değildi. İsrail’in Latin Amerika’daki askeri faşist diktatörlüklerle yakın ve derin ilişkilerinin tarihi de bilinmez değildir.

ABD’nin İsrail Büyükelçiliği görevini yapmış ve Obama yönetiminin Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bürosu’nun yönetiminde yer almış Daniel B. Shapiro Haaretz’de, Trump yönetiminin Ortadoğu politikalarının ABD’de 6 Kasım’daki seçimlerde seçmen davranışları üzerinde hemen hiçbir ciddi etki yaratmayacağını çünkü seçmenlerin büyük çoğunluğunun bu konularla ilgisinin hemen hiç olmadığını, seçmenlerin ana ilgisinin ABD’deki “kültür savaşları”na odaklandığını ama seçim sonuçlarının yönetimin Ortadoğu politikası üzerinde önemli etki yaratacağını isabetle saptıyor.

ABD’nin Ortadoğu’da neler yaptığı gerçekten de Amerika’da çok az insanı ilgilendiriyor. ABD’nin Ortadoğu’da neler yaptığı ve yapacağı ise bu ülkedeki dar ama etkili bir grubu yakından ilgilendiriyor ve seçim sonuçları bu açıdan önem taşıyor. Trump yönetiminin seçimden başarıyla çıkması, bu ekibin agresif politikalarının Ortadoğu’dan Latin Amerika’ya yeni bir itici güç kazanması, ABD saldırganlığının yükselmesi anlamına gelecektir.

ABD, Rojava’ya yığınağını artıracak

Türkiye Saray yönetimi, Kaşıkçı cinayeti ve İstanbul’daki dörtlü zirve ile elde ettiği avantajlarla ABD yönetimi üzerinde bir etki yaratma, bölgede inisiyatifini artıran Kürt güçleri üzerinde baskı kurma amacıyla Rojava’ya yönelik saldırılarını son günlerde arttırdı. ABD, Suriye’de sağlam bir politik-askeri tutunma noktasını ülkenin kuzeyinde Rojava’da Kürtler üzerinden elde etti. Bu tutunma noktasındaki askeri ve politik varlığını sürekli güçlendiren ABD, Türkiye Saray yönetiminin “baskısı” nedeniyle tabii ki buradan çekilmeyecektir. Bırakalım çekilmeyi geçtiğimiz haftalarda Savunma Bakanı Mattis’in açıkladığı gibi, ABD, Suriye’nin kuzeyinde politik ve diplomatik varlığını son birkaç ayda tam iki katına çıkarmıştır. Buraya politik ve askeri yığınağını arttırmaya devam edecektir.

ABD’nin Rojava’daki politik-askeri varlığı, bölgede kurmak istediği hegemonya bağlamında değer kazanmaktadır ve bu bağlamda stratejik öneme haizdir. Üst düzey ABD yetkilileri de “IŞİD’e karşı savaş” örtüsü altında yerleştikleri bu alanda kalıcı olduklarını sürekli dile getirmektedirler. Münbiç’te ortak devriye görevi yapmaya başlayan Türk ve Amerikan askerlerinin fotoğrafları basına yenilerde yansıdı. Münbiç modeli, ABD’nin çatışmalı müttefiklerini belirli bir düzenleme çerçevesinde uzlaştırmasının bir örneğidir.

Saray yönetimi ve bağlı basının yükselttiği savaş naraları esas olarak içeride kitleleri doktrine etmeye yöneliktir. Yerel seçimlere hazırlanılırken safları sıklaştırma, MHP tabanı üzerinde etki yaratmaya dönüktür. MHP ile ittifaklarında yaşanan gerilimler AKP’yi bu tip hamleler yapmaya zorlamaktadır. AKP’nin Rojava’yı askeri olarak ezme isteği kuşkusuz ki güçlüdür ama bugünkü bölge koşullarında böyle bir şeye kalkışabilmesi mümkün görünmemektedir.

Cenk Ağcabay/ Sendika.org

Bu haber 120 defa okunmu?tur.

  Facebook'ta Paylas     TwitterTwitterda Paylas         

Dünya

Suriye ordusu İdlib'de büyük ölçekli operasyona hazırlanıyor

Suriye ordusu İdlib'de büyük ölçekli operasyona hazırlanıyor Suriye ordusunun İdlib'de büyük ölçekli bir operasyon için yeniden hazırlığa başladığı bildiriliyor. Bölgede ci...

ABD koalisyonunun saldırısında 40 sivil öldü

ABD koalisyonunun saldırısında 40 sivil öldü Suriye Arap Haber Ajansı (SANA), Deyrezzor kırsalında ABD liderliğindeki koalisyonun bugün düzenlediği hava saldırı...

HABER ARA


Gelişmiş Arama
Suay Karaman Suay Karaman
ÖĞRETİM PROGRAMI – MÜFREDAT
Mahmut ÖZYÜREK Mahmut ÖZYÜREK
Makarna Siparişiyle Atatürkçülük!
Bahattin Gülyuva Bahattin Gülyuva
SATILMIŞ...
H. Hamza Erdem H. Hamza Erdem
BÜYÜKERŞEN'E KİM SALDIRDI?
Abdullah ALNIAK Abdullah ALNIAK
KİMDİR BU KIR BEDİR?
SİZDEN GELENLER SİZDEN GELENLER
Yürüyün Be Kır Bedirler Kim Tutar Sizi- ABDULLAH ALNIAK
Emrah AKGÜN Emrah AKGÜN
DAHA 19 YAŞINDA...
Bülent Esinoğlu Bülent Esinoğlu
Örtülü savaşın örtüsü açılırken...
Özgür Barış Özgür Barış
HADDİNİ BİL ERDOĞAN
Onur Doğan Onur Doğan
Unutkanlar Ülkesi

Okur yorumları kişinin kendi düşüncesidir Yorumcahaber sorumlusu değildir
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapy: MyDesign Haber Sistemi