Devrimci, Güncel, Haber ve Makale Sitesi -
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM
KünyeNeden Yorumcahaber?

EN ÇOK OKUNANLAR

Sosyal Paylaşım



AYTEN ÖZTÜRK, GÖRDÜĞÜ İŞKENCELERE İLİŞKİN SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDU!

AYTEN ÖZTÜRK, GÖRDÜĞÜ İŞKENCELERE İLİŞKİN SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDU!

Tarih 11 Kasım 2018, 08:01 Editör yorumcahaber.com

Lübnan’da Gözaltına Alındı,
6 Ay Boyunca Açıklanmayan Bir Yerde
Elektrikten Askıya, Suyla Boğmadan Falakaya Kadar Sistematik İşkence Gördü,
Sayısız Kez Tehdit Edildi, İşbirliğine Zorlandı!

Sevgili Avukatım, Merhaba…

Öncelikle sevgi ve özlemle kucaklıyorum.
Umarım iyisinizdir. Benim sağlığım daha iyiye gidiyor. Altı ay boyunca yaşadıklarımla ilgili yaptığım ilk suç duyurusunda eksikler vardı. Bu mektubumda eksiklikleri tamamlayarak ikinci suç duyurumu yazıp size de ileteceğim. Hukuki sürecin başlatıldığını biliyorum. Yazacağım ikinci suç duyurumu siz de ilgili mercilere iletirseniz sevinirim. Ama önce sağlık durumumdan bahsedeyim.

Tedavim devam ediyor. Şu ana kadar göğüs
hastalıkları, dahiliye, KBB, göz, fizik tedavi bölümlerinde muayene oldum. Akdeniz anemisi taşıyıcısıyım; ama şimdilik sorun teşkil etmiyor.
Geçtiğimiz hafta guatrımdaki modüler için biyopsi (parça alındı) oldum. Sonuç 14 gün sonra çıkar.

Kullandığım çeşitli ilaçlar var. Folbial (folik asit-
hap), Magnezyum (suda eritilen), Hametam
(krem), Recoside (Merhem), Flexo (sprey),
Benexol (hap). Henüz gitmediğim iki bölüm daha
var. Ayrıca gittiğim bölümlerle ilgili de devam eden bazı testler vb. var. Bunların dışında yüksek proteinli diyet uygulanıyor. Anlayacağın hızla toparlanıyorum. Günlük olarak havalandırmada voltalıyorum da.

Suç duyurum şöyledir;

Konu: 8 Mart 2018-28 Ağustos 2018 tarihleri
arasındaki gözaltı sürecinde yaşadığım işkencelerle ilgilidir.

Talep: 6 aylık gözaltı süresince kimler tarafından ve nerede gözaltında tutulduğumun araştırılması ve sorumlular hakkında hukuki kovuşturma
başlatılması…

Olay: 8 Mart 2018 tarihinde Lübnan havaalanından gözaltına alınarak Lübnan Emniyeti’ne götürüldüm. Lübnan Emniyeti’nde yaklaşık bir hafta gözaltında kaldım. Lübnanlı yetkililere devrimci-demokrat bir insan olduğumu, anti-emperyalist mücadele yürüttüğümü söylememe rağmen Türkiye konsolosluğuna haber verdiler. Türkiye
konsolosluğundan bir kişi gelip benimle görüşmek
istedi. Lübnan Emniyeti’nden de benim hakkımda
bilgi almaya çalıştı.

13 Mart 2018’de Lübnanlı polisler beni apar topar alıp gözlerimi bağlayarak ellerimi kelepçelediler. Nereye götürüldüğümü sorduğumda “Buradan daha iyibir yere...” cevabını aldım. Bir arabaya bindirildim. Yaklaşık yarım saat sonra arabadan indirip gözlerimi açtılar. O zaman havaalanına geldiğimizi anladım.

Havaalanının sakin bir tarafıydı. Halktan insanlar yoktu. Burada, yüzlerini görmediğim şahıslar
gözlerimi bağlayıp başıma çuval geçirdi ve ellerimi arkadan kelepçeledi. Başımı sertçe bastırarak koştururcasına bir uçağa bindirdiler. Uçakta Türkçe konuşan bir kişinin sesini duydum. Kim olduğunu ve nereye götürdüklerini söylemedi. Türkiye’ye kaçırıldığımı tahmin ettim ve tahminim doğru çıktı.

Lübnan’dan Türkiye’ye yaklaşık bir saatlik yolculuktan sonra getirildim. Uçaktan indirildikten sonra koştururcasına işkencehaneye girdiğimizi hatırlıyorum. Uçaktan indirirlerken slogan atmaya başlayınca ağzımı bantlayıp, elleriyle sıkıca kapattılar. Gözlerim kapalı olduğu için girdiğimiz işkencehanenin nasıl bir yer olduğunu göremedim. Girer görmez üzerimdeki elbiseleri hızlıca soyup süngerli bir odaya aldılar. Daha sonra onların verdiği giysiyi giymek zorunda kaldım.

Yaklaşık bir ay sonra hücrenin içinde gözlerimi
açtılar. Ellerim ise yaklaşık 5 ay boyunca kelepçeli kaldı. İlk bir ay boyunca gözlerim bağlı, başıma çuval geçirilmiş ve ellerim arkadan kelepçeliydi.

Gözlerim açıldığında bulunduğum hücreyi gördüm. Hücre yaklaşık 1,5x2 m. boyundaydı. Her tarafı gri halıflex kaplıydı. Tavan ve kapı bile kaplamaydı. İçerden kapıya vurmak istediğimde hiç ses çıkmıyordu. Kapının üst kısmında yaklaşık iki karışlık bir mesafede parmaklık vardı.

Bu parmaklığa dayalı spot lamba ile hücrenin
bir bölümü aydınlanıyordu. Hücre 24 saat kamera
ile gözetleniyordu. Hücrenin zemini biraz yumuşaktı ama sürekli aynı yere oturmaktan kaynaklı sertleşiyordu. Hücrenin karşılıklı iki duvarının en üst kısmında tabak genişliğinde yuvarlak delikli havalandırma sistemi vardı. Duyduğum seslerden orada başka hücrelerin olduğunu anladım.

Toplamda yedi hücre olduğunu tahmin ediyorum.
Hücremin kapısını açtıklarında hücre dışında yaklaşık 7-8 adımlık bir boşluk var. Bu alanı hiç görmedim. Ama göz bandımın alt kısmından zemini görebildim. Kahverengi parkeye benzer bir döşemesi vardı. Bu alandan geçip tuvalete götürüyorlardı.

Tuvalet bölümü demir kapıyla kapatılıyordu.
Demir kapı açıldığında önce lavabonun olduğu
yaklaşık dört adımlık bir alan var. Lavabonun
yanında tuvalet. Tuvaletin kapısı yarım. Yani tuvalete gireni izliyorlardı. Tuvaletin solunda banyo vardı. Banyo ince bir perdeyle kapalı gözükse de, banyo yapınca izliyorlardı. Tuvalet bölümü hücreden çıkarıldığında sağ çapraz yöndeydi. Sorgu (yani işkence odası) hücremin sol çapraz yönündeydi.

Burada altı ay boyunca hem fiziki hem psikolojik işkence gördüm. Uzun bir süre ellerim arkadan
kelepçe ile bağlı ve gözlerim göz bandı ile bağlı,
kafama çuval geçirilmiş halde hücrede tutulduğum için soluk almakta ve kollarımı hareket ettirmekte zorlanıyordum. Gözaltındaki koşullar, nerede olduğumu ve kimler tarafından tutulduğumu bilmemem nedeniyle Açlık Grevi yaptım.

Açlık Grevim sürecince sıvıyı çok az vererek ya
da hiç vermeyerek direncimi kırmaya çalışıyorlardı. Kollarımı ve bacaklarımı revir gibi bir yerde bağlayarak zorla serum verdiler. Açlık Grevime serumla defalarca müdahale etmelerine rağmen yemek yemediğim için, hücreme kokulu yiyecekler koyup yemeye zorluyorlardı. Tahminen gözaltımın ve aynı zamanda açlık grevimin ikinci ayında gözlerim bağlı ve ellerim kelepçeli halde beni işkence odasına götürdüler.

Hücreyle işkence odası arasındaki mesafeden
buranın her gün psikolojik işkenceyle sorgulandığım yer olduğunu anladım. Burada beni günlerce sorgulayarak psikolojik işkence yaptılar. “Burada onur, namus, şeref yok. Bunlar dışarda kaldı. Bizimle konuşmazsan buradan çıkamazsın, bu devlet senin için uçak kaldırdı…” vb. tehditler
savurdukları yerdi burası.

Bu sefer de zorla yemek yedirmek için fiziki
işkenceye başladılar. Kollarımı iki yana açıp
duvardaki demir halkalara kelepçelediler. Daha
sonra biri bir cihazla elektrik verirken, diğeri kaba dayak ve küfürle zorla yemek yedirmeye, besleyici sıvı vermeye çalıştı. Ağzımı zorla açıp içine bir şeyler sokmaya çalışırlarken ağzımda yaralar oluştu. Nefes almakta zorlandım.

Zorla yedirme işkencesinde sert plastik bir hortumu ağzıma sokmaya çalıştılar. Elektrik ve askılı zorla yedirme işkencesini de günlerce yaptılar.

Sürekli; “Burası başka yere benzemez Burası
cehennemin dibi. Buradan kurtuluşun olmayacak…” diyorlardı. Tahminen Temmuz’un sonlarında beni konuşturmak için fiziki işkenceye başladılar.

Günlük olarak psikolojik işkence yaparak beni
sorgulayanlar aradan çekilmiş gibi beni fiziki
işkencecilere teslim etmişlerdi. Seslerinden anladığım kadarıyla fiziki işkence yapanlar bana zorla yemek yedirenler ve tuvalete götürenlerdi.
İşkenceye başlamadan önce beni çırılçıplak soydular. Kollarımı işkencehanenin duvarlarındaki
demir halkalara kelepçeleyerek “Konuşacak
mısın?“ diye soruyorlardı. Ben “Hayır” dedikçe bir cihazla vücudumun çeşitli yerlerine elektrik veriyorlardı.

Bu cihazla her elektrik verdiklerinde vücuduma
bastırarak verdikleri için vücudumda çifter noktalar halinde yanık izleri oluşuyordu. Yaklaşık yirmi gün süren konuşturma işkencesi boyunca her gün elektrik verdiler. Cihazla verilen elektriğin dışında serçe parmaklarıma metal bir mandal bantlanıp uzaktan kumandayla elektrik veriliyordu. Bu, tüm vücudumu titretiyordu.

Bunları yaparken bir yandan saçımdan çekip
kafamı duvara vuruyorlardı. “Kafanın içindekileri
çıkar. Seni motive eden şeyi çıkar! Kim için direniyorsun? Ölüp gideceksin buralarda. Ölürsen kimsenin ruhu duymaz, umurunda olmaz. Senin burada olduğunu kimse bilmiyor. Burada bir Allah bir de biz varız. Bizim dediğimiz olur. Buradan kurtuluşun tek yolu, buraya hiç girmemek…” diyorlardı.

Fiziki işkence seansları dışındaki tüm vakitler beni ayakta tutmaya çalışıyorlardı. Hem hücrede
hem de tabut biçimindeki bir bölmede saatlerce
ayakta tuttuklarından dolayı ayaklarımda ve
bacaklarımda ciddi şişlikler ve ödem oluştu. Fiziki
işkence daha çok geceleri, tahminen saat
22.00’den sonra yapılıyordu.

Gözaltına alındığım ilk günden itibaren tarihleri
takip ediyordum. Günde 3 kez tuvalete götürülmek için kapı açılıyordu. İki kez de zorla yemek yedirmek için. Ayrıca, mesai saatlerinde tavandan ayak sesleri geliyordu. Böylelikle zamanı tahmin ediyordum. Doğru düşünmemi engellemek, moral bozmak, hiçlik ve yalnızlık duygusu yaratmak için de çeşitli işkenceler yapıyorlardı. Hücreye saatlerce soğuk ya da sıcak hava veriyorlardı.

Hücrede battaniye vb. yoktu. Oturduğum yerde
uzanıp uyuyordum. Soğuk hava akşamdan sabaha kadar verilebiliyordu. Sıcak hava da terletecek
kadar saatlerce bazen günlerce verilebiliyordu.
Defalarca yaklaşık 6-7 saat süren sesli Türkçe ve
yabancı müzik işkencesi yapılıyordu.

Geceleri az uyutup yormaya çalışıyorlardı.
“Yorulmadın mı daha? Yoruldum, hücreme gitmek
istiyorum de, hücrene götürelim” diyorlardı. Bazen sadece “yoruldum” dedirtmek için ya da sadece adımı söyletmek için işkence yapıyorlardı. Üstelik adımla hitap ederek “Adını sen söyle” diye dayatıyorlardı. Söylemeyince işkence devam ediyordu.

Şiş bacaklarıma, ayaklarıma ezercesine basıp,
kırbaç ya da sopayla, copla vuruyorlardı. Ayak
tabanlarıma da falaka çekiyorlardı. Göğüs uçlarımı burup, sertçe tutarak beni havaya kaldırıyorlardı. Yine saçımdan çekip havaya kaldırıp yere indiriyorlardı. Saçlarımın tutam tutam saç kopartıp “Senin kafa derini soyarız…” diyorlardı.

Cop, sopa ve parmakla dakikalarca taciz edip
tecavüz tehdidinde bulunuyorlardı. Tırnaklarımın
altına iğne gibi bir şey sokup tırnaklarımı sökmekle tehdit ettiler. Bundan dolayı üç tırnağımda zedelenme ve çürüme oluştu. Ayak parmaklarımı penseyle burup “Parmaklarını kopartalım mı konuşacak mısın?” diyorlardı. Konuşmayacağımı söyledikçe farklı yöntemler deniyorlardı. Kafama geçirdikleri çuvala tazyikli su sıkarak, bazen de çuvalsız şekilde yüzüme tazyikli su tutarak boğmaya çalışıyorlardı. Tazyikli suyla boğmaya çalışma işkencesini tuvaletin yanındaki boşlukta, lavabonun yanında yapıyorlardı. O zaman gözlerimi açtılar.

Su işkencesini iki kişi yaptı. İkisi de sivil giyimli,
kar maskeliydi. Birinin maskesinde kuru kafa
resmi vardı. Gözleri görünmüyordu. Eldivenliydiler. Steril eldivenlere benziyordu, mavi renkli. Su işkencesi yapılırken bir ara sanırım yanlışlıkla kapı açıldı ve bir şey görmemem için hemen kapatıldı. Yine işkence odasında spot lambaları gözüme tutarak işkence yaptılar.

Ara ara ikna çabaları için gözümü açtılar. Ama
sadece işkence odasını, hücremin içini, tuvalet
yerini ve revirin içini görebildim. Aradaki yerleri
göremedim. Gözümü açtıklarında bazılarının
siyah kıyafetli ve siyah kar maskeli, bazılarının
sivil kıyafetli ve siyah kar maskeli olduğunu gördüm. Sadece gözleri görünüyordu. “Bizleri tanımayasın diye maske takıyoruz” diyorlardı.

İşkencede bazen iki, bazen beş, bazen de daha
fazla işkenceci olabiliyordu.

İlk aylarda sadece sözlü-psikolojik işkence
yapanlar başka, fiziki-psikolojik işkence yapanlar
başkaydı. Sözlü yani psikolojik işkence yapanlar,
benden “sorumlu kişiler” olarak tanımlanıyorlardı.
Fiziki işkence yapanlar bunlara “Abi” diyorlardı.
İşkence esnasında bana “Abilerini çağıralım mı?”
diyorlardı. Onların “görevi” işkence yapıp konuşmaya zorlamak, konuşma aşamasını da “Abi”
dedikleri kişilere devretmek şeklindeydi. “Abi”
dedikleri işkenceciler “iyi” rolündeydi. Onlar gelirse işkence bitecekmiş gibi tercihe zorluyorlardı. Buna rağmen konuşmayınca, tepe taklak çevirip ayaklarımdan asarak ayaklarıma kırbaç, cop, ya da sopayla vuruyorlardı. Buna da falaka diyorlardı.

Kimyasalla da tehdit ettiler. Bir ara bana iğne
yaptılar ama herhangi bir etki hissetmedim. İki ayrı işkenceci art arda dakikalarca suratımı tokatlayarak yüzümün gözlerimin şişmesine, morarmasına ve burnumun kanamasına sebep oldular.

Vücuduma ve kafama aldığım darbelerden sonra
günlerce denge sorunu yaşadım. Baş dönmesi ve
vücudumda ağrılar oluştu. Elektrik, askı ve kelepçeden kaynaklı kollarımda ağırlar, his kaybı, uyuşmalar, ağrılar devam ediyor.

Bacaklarımda ve ayaklarımda hala hassasiyet,
ödem ağrılar var. Ayrıca nefes darlığı vb. rahatsızlıklarımın tedavisi de sürüyor. Bana “Sen ailen gibi olmayacaksın… Boşu boşuna direniyorsun. Uzun süredir ortada olmadığın için arkadaşların senden umudunu kesti. Bizim sınırsız yetkimiz var. Burada zaman, süre diye bir şey yok. İstediğimiz kadar seni tutarız. Buradan çıkamazsın, öldürmeyiz ama her gün ölümü yaşatırız. İşkenceyi bir süre yaparız, sonra bir ara verip tedavi eder ayağa kaldırırız ve daha sonra yine işkence yaparız. Aşama aşama şiddetini arttırarak farklı işkencelere devam ederiz. Bunun sonu yok. Gerekirse organ nakli yapacak donanıma sahibiz… Bu sözleriyle psikolojik işkence yapıyorlardı. Bir gün işkencehanede gözlerimi açıp “Sana bir ayna vereceğiz yüzüne bak ama korkma” dediler.

Yüzümün her tarafı, gözlerimin çevresi, alnım
mor ötesi… Kararmış haldeydi. Korkmadım.
Bunları yapanların insan olamayacağını düşündüm. Etrafıma baktım. İşkenceciler dört kişiydi.

Hepsi sandalyede oturuyor, siyah kıyafetli ve kar
maskeliydiler. Hepsi eldivenliydi. Büro masası
vardı. Arkasında Atatürk’ün başkomutan kıyafetli resmi vardı. Sehpanın üstünde kırbaç, sopa, cop, pense, elektrik verirken kullandıkları tabanca biçiminde cihaz (bu cihazın şarj edildiğini konuşurlarken duymuştum) vardı. Tam seçemediğim biraz uzağımda bulunan işkence aletleri de vardı. Beni astıkları duvardaki kararmış is izini gösterip “Konuşmazsan ikinci aşamada farlı yöntemlere başvuracağız…” diyerek yakmakla da tehdit ediyorlardı. Yaklaşık 20 gün kesintisiz işkenceden sonra bedenimin her tarafında yaralar ve morluklar oluştu.

Ayakta duramayacak kadar enerjimin tükendiğini fark ettiklerinde revir gibi bir yerde vücuduma
krem sürerek, serum vererek “tedavi” etmeye
çalıştılar. “Doktor” dedikleri işkenceci de maskeliydi. Revirde ilaçlar, ilk yardım malzemeleri ve bir sandalye vardı. Temiz ve düzenli bir görünümü vardı. Tedavi sürecim oradan çıkarıldığım 28 Ağustos 2018 tarihine kadar sürdü. Tedavi süresince her gün konuşup konuşmayacağımı soruyorlardı. Konuşmazsam ikinci seansa başlayacaklarını söylüyorlardı. “Bakalım senin gibibir devrimne kadar dayanacak” diyorlardı. “Para, istediğim
yerde, istediğim kişilerle yaşam hakkı, farklı kimlik” teklif ettiler.

Ne yaparlarsa yapsınlar, işbirliğini kabul etmeyeceğimi ve konuşmayacağımı söyledim. Sonuç alamayacaklarını anladıklarında “Abi” dedikleri kişilerden biri benim oradaki süremin dolduğunu ve beni hapishaneye göndereceklerini şöyle ifade etti: “Farklı bir şey düşünme… Seni adalete teslim edeceğiz. Hapislerde çürüyeceksin.” Sonra gözlerimi bağlayıp ellerimi plastik kelepçeyle bağlayarak bir arabaya bindirdiler. Arabada iki kişinin arasına oturtuldum. Kulağıma da motosiklet sesi
gelen bir kulaklık taktılar. Yaklaşık bir saat sonra
araba bir yerde durdu. Arabanın kapısı yandan
açılıyordu. Karşımızda da biri oturuyordu.
Arabadan iniş yeri yüksekti. İndirdikleri yerde
“Eşyaların önünde sakın arkana dönme deyip hızlıca gözümü ve ellerimi çözüp, hızla arabayla
uzaklaştılar. Ortalık zifiri karanlıktı…

2-3 saniye sonra etrafıma farklı olduklarını tahmin ettiğim adamlar doluştu. Telaşla “kimsin sen, kimliğini göster” diyerek, sanki beni orada bulmuşlar gibi davrandılar. Sonra bir tanesi kimliğini gösterip Ankara TEM polisi olduğunu ve hakkımda ihbar olduğunu söyleyerek arabaya bindirdi. Araba minibüs şeklindeydi. Beni gözaltına alanların yüzü açık ve sivildi. Yaklaşık beş kişiydi. Emniyetteki kimlik tespitinden sonra dört gün gözaltında kaldım ve somut hiçbir gerekçe gösterilmeden tutuklandım.

İstem: Altı ay boyunca işkence yapan kişiler ve
kurum hakkında araştırma yapılıp kovuşturma
başlatılmasını istiyorum.”

Sevgili avukatım; suç duyurum bu kadardı.
Hukuki sürecin hızlanması için elinizden geleni
yapacağınızdan eminim. Altı aydır ailem ve arkadaşlarım, yakınlarım endişeyle beni arıyorlardı. Sadece ben değil, ailem ve yakınlarım da mağdur edilmiş oldu.

Kayıp olduğum Nisan ayında babamı kaybetmişim. Ben bu haberi altı aylık işkenceli sürecimden sonra, mahkemeye çıkarıldığım gün öğrendim. Babam benim hayatımdan duyduğu endişeye
dayanamayarak vefat etmiş. Bana ve aileme,
yakınlarıma bu acıları yaşatanların en kısa
zamanda bulunmasını ve haklarında hukuki işlemlerin başlatılmasını istiyorum. Bunun o kadar kolay olmadığını bilsem de, bu konudaki çabalar bile az da olsa acıları dindirir.

Satırlarıma burada son verirken, buradaki arkadaşlarımın da selamlarını yolluyorum. 
İyi çalışmalar diliyor, sevgilerimi yolluyorum.

AYTEN ÖZTÜRK

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor, oturuyor

Bu haber 157 defa okunmu?tur.

  Facebook'ta Paylas     TwitterTwitterda Paylas         

Gündem

Arat'ın öldürüldüğü olaya ilişkin valilikten açıklama: Polisler lastiklere ateş açtı

Arat'ın öldürüldüğü olaya ilişkin valilikten açıklama: Polisler lastiklere ateş açtı Diyarbakır Valiliği, Ergani’de taranan ve Abdullah Arat'ın yaşamını yitirdiği olayla ilgili yaptığı açıklamada,...

Hollanda Halk Cephesi'nden Musa Aşoğlu Yargılanamaz Mitingine Çağrı

Hollanda Halk Cephesi'nden Musa Aşoğlu Yargılanamaz Mitingine Çağrı Hollanda Halk Cephesi'nden Musa Aşoğlu Yargılanamaz Mitingine Çağrı.

HABER ARA


Gelişmiş Arama
Suay Karaman Suay Karaman
ÖĞRETİM PROGRAMI – MÜFREDAT
Mahmut ÖZYÜREK Mahmut ÖZYÜREK
Makarna Siparişiyle Atatürkçülük!
Bahattin Gülyuva Bahattin Gülyuva
SATILMIŞ...
H. Hamza Erdem H. Hamza Erdem
BÜYÜKERŞEN'E KİM SALDIRDI?
Abdullah ALNIAK Abdullah ALNIAK
KİMDİR BU KIR BEDİR?
SİZDEN GELENLER SİZDEN GELENLER
Yürüyün Be Kır Bedirler Kim Tutar Sizi- ABDULLAH ALNIAK
Emrah AKGÜN Emrah AKGÜN
DAHA 19 YAŞINDA...
Bülent Esinoğlu Bülent Esinoğlu
Örtülü savaşın örtüsü açılırken...
Özgür Barış Özgür Barış
HADDİNİ BİL ERDOĞAN
Onur Doğan Onur Doğan
Unutkanlar Ülkesi

Okur yorumları kişinin kendi düşüncesidir Yorumcahaber sorumlusu değildir
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapy: MyDesign Haber Sistemi