Devrimci, Güncel, Haber ve Makale Sitesi -
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM
KünyeNeden Yorumcahaber?

EN ÇOK OKUNANLAR

Sosyal Paylaşım



Ferhat Aktaş Yazdı: AKP Alevi sorununu niye çözemez?

Ferhat Aktaş Yazdı: AKP Alevi sorununu niye çözemez?

Tarih 29 Kasım 2018, 20:00 Editör Bahattin Gülyuva

Son dönemde yazılı ve sosyal medyaya yansıyan haberlere bakıldığında, yaklaşan yerel seçimlerin öncesinde, çeşitli temaslar ve parti-aday reklamına dönüşen ziyaretler dikkat çekiyor.

Koyun beni hak aşkına yanayım
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan
Yolumdan dönüp de mahrum mu kalayım
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan (1)

Geçmiş yıllara nazaran mevcut Alevi örgütlülüğü içinde himayeci ve halkçı karakterli kesimlerin gelinen aşamada benzer pratiklerden fayda ummaya çalıştıklarına, ‘siyasal ve sosyal’ farklı eğilimlerini törpüleyen söylemler geliştirdiğine şahit oluyoruz.

Lafızda ‘muhalif’ argümanlar kullanan, kendi dışında olanları ‘düzenle barışık olmakla’ itham edenlerin keskin dönüşlere imza attığı; başkalarının hassasiyetler nedeniyle cesaret edemediği buluşmalara kendilerinin pişkinlikle dahil olabildikleri bir dönemden geçiyoruz.

Alevi toplumsallığı üzerinden kendini var eden, ya ufku bağlı olduğu politik çevrenin çerçevesiyle ya da kişisel ikbal arayışlarıyla sınırlı anlayışların bir uçtan diğer uca savrulduğu çözülme dönemini yaşıyoruz da diyebiliriz.

AKP ve MHP’li politik figürlerin kendilerine propaganda alanı olarak kullandığı temaslara imza atanların bir bölümü, kendini ‘demokratik Alevi örgütlülüğünün’ parçası olarak tanımlıyor.

Alevi sorununu dar dernekçilik algılarına hapseden, proje fonculuğu adı altında getirim sahasına dönüştüren ve Cemevi inşaatı-ihtiyaçları gibi gerekçelere sığınanlar düne kadar sözde karşı çıktıkları şeyleri şimdi kendileri yapıyor.

Somut örnekler vermek gerekirse; Cem Vakfı’nın hem AKP hem de Fetullah cemaati ile kurduğu yakınlık ilişkisinin bir ürünü olan ‘Cami-Cemevi projesine’ karşı haklı olarak tavır gösteren Alevi derneklerinden bazıları günümüzde tam tersi noktaya savruldu.

Açık-gizli şekilde AKP’li Bakanlarla, saray danışmanlarıyla, genel ve yerel yöneticilerle buluşuyor, perde arkası samimi dostluk geliştiriyorlar.

‘Filanca dernek başkanının falanca Bakanla hukuku öyle etkili ki kimse onunla aşık atamaz’ türünden dedikodular bile kulağımıza geliyor.

Aynı düzlemde MHP ile yerellerde kurulan ilişkilerde daha görünür bir biçim almış durumda.

Sivas davasının sanık avukatları arasında yer alan, ‘yine olsa avukatlık yaparım’ diyen, bir Belediye Başkanı için göreve getirildiği vakit tepki gösteren bir kısım Alevi dernek yöneticisi, artık tersini düşünüyor olmalı ki onu etkinliklerine davet ediyor, birlikte el ele poz verebiliyor.

Oyalama ve zayıf yönlere oynama temelinde gündeme getirilen sözde ‘Alevi Çalıştaylarına’ katılanları sert bir dille eleştirenlerin bir kısmının başlığı farklı olsa da aynı amaca hizmet eden toplantılara iştirak ettiği görülüyor.

Bu toplamın paradoksal pratiklerinden biri de ‘’Ali’siz ve Ehl-i Beyt’siz Alevilik’’ kurgusuna şu veya bu şekilde katkı sunmaları gerçeği ile teolojik yönlü saldırganlığa sessiz kalmaları durumudur.

Türk ve Kürt milliyetçiliğinin iz düşümü tarihsel arka plan tezlerle sözüm ona ‘kadim inanç’ histerisine kapılıp, Arap-Fars düşmanlığına kapı aralayan saplantılar yine bu toplamda karşılık buluyor.

Aslında neyi savundukları, neye karşı çıktıkları hususunda kafaları oldukça karışık.

Kendilerini var ettikleri toplumsallığın diri değerlerine sahip çıkmak yerine kendilerince ‘cenaze erkanı’ ile ilgilenenlerin yarattığı bir ‘görüntü kirliliği’ söz konusu.

Alevi dernek yöneticiliğini siyasi ve menfi ikbal uğruna kartvizit gibi kullananların söylem ve eylemleri arasındaki çarpıklık kısa vadede aşılabilecek gibi gözükmüyor.

‘Suyun başını tutan’ belirli dar ekipler kurumsal değişimin önünde tıkaç işlevi görürken, aykırı seslere tahammülsüzlükte birbirini takip eden hazımsızlık sergilenir.

Ezkaza nitelikli bir eleştiri mi yapıldı, hakaret ve küfür mekanizması devreye girer, geri yanların oynandığı senaryolar gündeme getirilir.

Küçük kişiliklerin kendini dev aynasında gördüğü, koltuğun ağırlığıyla özdeşleştirdiği ve hatta sanki ‘dokunulmazmış’ gibi Dedelik etiketinin altına sığınıldığı tipik hallerle karşı karşıyayız.

Vizyon yok, teolojik ve sosyal birikim yok, cesaret yok ama taşralı tepkiselliğiyle entrika, dedikodu, kısır çekişme, hizipçilik ve koltuk kavgası gırla var.

‘Demokratik’ payelerin üzerini hafiften kazıdığınızda elde edilen mevcudu kaybetmemeye kurgulu ‘Otokratik’ yüzlerini görebilirsiniz.

Yola ve halka hizmet sadece söylemde kalıyorsa, siyaset kurumuyla kurulan ilişki ve iletişimde sağlıksız sonuçlar doğurur.

Haklar olgusu kenara itilir ve kırıntılar mevzu bahis edilir, mezhep ayrımcılığını sistematik hale getiren siyaset kurumuna karşı özgün duruş göstermek yerine ‘garip gureba’ refleksi gösterilir.

Bir lütufmuş gibi size kırıntıları layık gören AKP’li politik figürlere propaganda alanı sağlar, kapalı kapılar ardında samimi dostluklar kurarsanız, Alevi halkının geleceğini değil günü kurtarırsınız.

İbadethane olarak tanımadığı Cemevilerinin inşaat giderlerine, araç-gereç ihtiyaçlarına göstermelik maddi katkı sunan AKP, ‘irfan evi’ gibi ibadethane haricinde nereye çekseniz oraya giden tanımlama yaparak Cemevini yok sayıyor zaten.

Senden aldığı vergilerin binde birini bile hizmet bedeli olarak sana vermezken, resmi mezhep kurumu DİB’in milyarlarca liralık bütçesini şişirdikçe şişiriyor.

Kamusal alanda ne ismin ne cismin var.

Türkiye’de milyonlarca Alevi var fakat resmiyette yok.

Bu karanlık tablo salt 16 yıllık AKP iktidarı-yeni rejim örgüsüyle de sınırlı değil, Cumhuriyet tarihi boyunca süregelen, egemen güçlerin üzerinde uzlaştığı asimilasyonun devamlılığı gerçeğidir.

Cumhuriyet hükümetlerinin tamamının çizilen resmî ideoloji ve resmî mezhep çerçevesinde aynı sonuçlar doğuran çarkın dişlisi vazifesi gördüğünü belirtmek durumundayız.

İşte AKP iktidarıyla zirve yapan ‘tekfir etmek ve yok sayma’ politikasının beslendiği alan budur.

*****

Osmanlı’nın yıkıntıları üzerine bina edilen Cumhuriyetin kuruluş ve kurumlaşma süreçlerinden günümüze kadar uzanan siyaset kurumu ve araçları kutsiyet atfedilen tekçi kriterlere göre hareket etti.

Tekçi kriterlere yedirilen egemenlik ilişkisi Osmanlı döneminden itibaren palazlanan oligarşik kesimlerin menfaatlerini gözetmenin, koruma altına almanın adıydı.

Cumhuriyet, NATO üyeliğiyle birlikte bağımlılığı derinleşen, askeri cuntalarla desteklenen, yeni sömürgecilik ilişkilerinin rengini verdiği, ABD emperyalizminin biçimlendirdiği, bir üstyapı kurumu halini aldı.

‘İç düşman’ gibi görülen halk kesimlerine karşı devleti korumayı esas alan, önceliğini buna göre belirleyen, düzen içi politik araçların ‘kullanım süreleri’ içinde oynadıkları rol, kutuplaşmayı ve çürümeyi koşullarken kaçınılmaz şekilde yapısal sorunları ağırlaştıran da bir işlev gördü.

Devamlılık ilişkisini bağlamında mantıksal bütünlük oluşturan öze dokunmayan kabuk değişimlerini bağlamından kopuk değerlendirmek doğru olmaz.

Tam da bu nedenle AKP’nin iktidara yerleşmesinin şaşırtıcı olmadığını vurgulamayız.

Resmî mezhep dairesi sayesinde düzenle barışık gelişimini sürdüren, onun sağladığı imkanları fırsata çevirerek güçlenen, çeperin desteğini arkalayıp son kertede merkeze yerleşen iktidarlaşma serüveni onlarca yıllık bir birikimin ürünüdür.

AKP, Yavuz’un fetihçiliği, Abdülhamid’in hilafetçiliği ve Vahdettin’in çevresinde şekillenen itilafcılıkla arka plan tarihsel miras edinen, cumhuriyetin kurumlaşma süreçlerinde başlangıç açısından CHP bünyesinde örgütlü olarak vücut bulan ve ardından DP ile görece bağımsız adres edinen muhafazakâr dinamiklerin uzantısıdır.

AKP, ABD’nin ‘Yeşil Kuşak’ projesiyle paramiliter karakter kazanan, Özel Harp Dairesi’nin güdümünde ‘sol hareketlere, Alevilere, azınlıklara karşı’ operasyonel açıdan kullanılan ve günümüzde yansımalarını yaşadığımız Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesine (G-BOP) dahiliyet ile emperyalizm işbirlikçiliğinde rüştünü ispat eden örgütlü gericiliğin politik temsilcidir.

Yenilikçi gömleğiyle ‘milli görüş hareketinden’ devşirilen Erdoğan ve ekibinin, yüklendikleri misyona uygun şekilde önleri açıldı, diğer düzen partilerinin miadını doldurmaya yüz tuttuğu koşullarda, iktidara taşındı.

Parçası oldukları meşrepçi toplumsallığın izlerini taşıyan, farklı görülene tahammülsüz ve kişi kültü etrafında siyasallaşmayı koşullayan kimyaya sahip Erdoğan ve ekibinin, yaratılan/dayatılan tüm yanılsamalara rağmen sıvasının temel sorunlara yaklaşımda kaçılmaz şekilde dökülmesi beklenen şeydi.

AKP’nin birkaç yıl öncesine kadar demokratikleşme sürecinin katalizörü gibi pazarlanması, tekelci kapitalistlerin takdirini kazanması, sol liberal ve milliyetçi çevrelerin onun yedeğine düşmesi ve ılımlı İslami model hüviyetiyle uluslararası denklemde güçlendirilmesi kesişen ve çatışan çıkarlara endeksli olgular bütünüdür.

Gelinen aşamada daha baskın tonla Neo-Osmanlı balonunu şişirerek yayılmacı ve despotik karaktere bürünmesi, parçası olduğu bağımlılık ilişkilerinden ayrı düşünülemez.

Yani baskın genetiğiyle uyumlu şekilde uyarlanan dönüşüme cevap vermeye çalışıyor ve devleti yeniden dizayn ediyor.

AKP’nin yargı-yasama-yürütme organlarını ilan ettiği başkanlık sistemi modeliyle tek kişinin kontrolü altına sokması, gizli ajandalara dayalı devleti ele geçirme pratiğinden ziyade, göstere göstere gelen, sermayenin çıkarlarıyla örtüşen dönüşüm ihtiyacının ürünüdür.

Yeni Türkiye olarak kategorize edilerek araçsallaştırılan dönüşüme rengini veren mimarları toplumsal alana ırkçı-mezhepçi zehir akıtarak ve kutuplaştırmayı esas alarak müdahale ediyor.

Daha fazla otoriterleşmeye doğru giden gelişmeler artık değişen koşul ve şartlara göre cumhuriyete yeni kılıflar giydirilmesinin adı oldu.

*****

AKP, Alevifobik geri kesimlerin görünür politik adresidir.

Türkiye’de diğer düzen partilerine nazaran Alevilere yönelik hazımsızlığı hezeyanik ölçülerle bünyesinde barındıran ve pek esneme kabiliyeti olmayan bir partidir.

Lafızda dile gelen ‘ılımlılığı’ konu Alevi alanı olunca kırılgandır ve kaskatı önyargılara yaslanır.

Özellikle Suriye merkezli yayılmacı heveslerini MGK aracılığıyla öncelikli güvenlik stratejisi haline getirerek aradığı Alevi tasfiyesi için elverişli imkânlara kavuştu.

Saadet zincirinin halkaları gibi dizilim gösteren cemaat-tarikat-örgüt yapılanmalarının ezici çoğunluğunun farklı mezhep ve toplum kesimlere karşı lümpen temelde radikalleşmesi, İslam’ın selefi yorumuna sempatiyle yaklaşmaya yönlendirilmeleri ve selefi hareketlerle köktenci nefreti körükleyerek paydaşlık ilişkileri geliştirmeleri, paramiliter yayılımı amaçlayan projenin yansımalarıdır.

Suriye’ye karşı ‘rejim değişikliği’ dayatmasıyla açılan savaşa yıkıcı rolüyle taraf olan AKP, aynı zamanda Türkiye’deki ‘geleneksel’ cemaat-tarikat yapılanmalarını savaşa angaje olmaya zorlamış, kronik Alevifobik kodları gereği anılan yapılanmalar bunu ‘emir telaki ederek’ figüranlığa hızlıca adapte olmuştur.

Bir yandan iktidar nimetlerinden faydalanan diğer yandan lümpen temelde radikalleşen meşrepçi kesimlerin Alevilere bakış açıları İbn Teymiyye’ci zihniyetle örtüşür hale gelmiştir.

Suriye savaşına taraf olunmasıyla birlikte empoze edilen sistematik algı operasyonlarının muhatabı bu kesimler içe doğru daha tepkisel eğilimler beslemeye başladı.

ABD’nin güdümünde örgütlenen sözde cihatla istedikleri ‘rejim değişikliğini’ gerçekleştiremeyince, hevesleri kursaklarında kalınca, dikkatlerini Türkiye’deki Alevi toplumsallığına çevirdiler.

Tavandan tabana doğru salık verilen nefret imgeleri Alevilik ve Şiiliktir.

Tarihe karışan Osmanlı ve mezhep tandaslı Hilafetin çöküşünde payları olduğunu düşündükleri Alevileri ‘mürted’ görüyor, Alevilik adına yapılanları da ‘şirk koşma’ pratiği olarak adlandırıyorlar.

*****

Cumhuriyet, Aleviler açısından, saltanat ve hilafetten kurtuluş için sığınılacak liman olurken, paradoksal anlamda da asimilasyon ve katliam dayatmasından kurtulamadıkları bir bumerang etkisine dönüştü.

Açıkçası, Alevifobi, egemen güçlerin paranoya hali olma özelliğini hep korudu.

Kamusal alanın Alevi toplumsallığına kapatılması, Alevifobik paranoyanın örtülü-açık mevzuatlar ve pratiklerle güncellenmesi, toplumsallığın kendisinin bir ‘tehdit odağı’ gibi görülmesinden dolayıdır.

Osmanlı’da saraya bağlı tebaa’nın yarım bıraktığı Alevi katliamlarını, Cumhuriyete geçişin ardından hassas vatandaş tamamlama gayreti göstermiş, Maraş, Çorum ve Sivas katliamları bu minvalde karşılık bulmuştur.

Devlet-Aleviler ilişkisine ancak tarihsel bilinç açıklığı ile anlam yüklenebilir.

Gasp edilen hakların elde edilmesi için uzlaşmaz tutum gösterilmeli, inanç özgürlüğü ve eşitlik talepli mücadele, bir zorunluluk halini alan ‘yaşam hakkı’ gerekliliğine denk düşen savunma çizgisiyle büyütülmelidir.

Aleviler, inanç alanını rant kapısına çevirmeye çalışan başkan, yönetici, dede gerçekliğiyle bir milim bile ileriye gidemez.

Alevilerin, özgüce dayanmayanların tabela reklamcılığına değil, birlik ve beraberliğini pekiştirecek canlı mekanizmalara ihtiyacı var.

Yerel seçim sathında AKP ve MHP’li politik figürlere propaganda yaptıranlar başta olmak üzere, DİB ve TİKA ile haşır neşir olanların yanlıştan dönmedikleri takdirde gidecekleri yer bellidir.

Kadılar müftüler fetva yazarsa
İşte kement işte boynum asarsa
İşte hançer işte başım keserse
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan (2)

*1,2- Pir Sultan Abdal

FERHAT AKTAŞ

Bu haber 96 defa okunmu?tur.

  Facebook'ta Paylas     TwitterTwitterda Paylas         

Özel Makaleler

Cemil Hayek Yazdı: BEBEKLERE BIRAKTIĞIMIZ DÜNYA

Cemil Hayek Yazdı: BEBEKLERE BIRAKTIĞIMIZ DÜNYA Yeni doğan bir bebeğin gözlerinde dünyanın bütün güzelliklerini görebilirsiniz. O bebeğe dünyanın bütün güzellikler...

Gezi İsyanı Erdoğan’a da lazım oldu!

Gezi İsyanı Erdoğan’a da lazım oldu! Gezi; seçimler öncesi tekrarlanmasını engellemek için hem baskı aracı Erdoğan’ın, hem de yitirdiği kitlesini oya dö...

HABER ARA


Gelişmiş Arama
Suay Karaman Suay Karaman
ÖĞRETİM PROGRAMI – MÜFREDAT
Mahmut ÖZYÜREK Mahmut ÖZYÜREK
Makarna Siparişiyle Atatürkçülük!
Bahattin Gülyuva Bahattin Gülyuva
SATILMIŞ...
H. Hamza Erdem H. Hamza Erdem
BÜYÜKERŞEN'E KİM SALDIRDI?
Abdullah ALNIAK Abdullah ALNIAK
KİMDİR BU KIR BEDİR?
SİZDEN GELENLER SİZDEN GELENLER
Yürüyün Be Kır Bedirler Kim Tutar Sizi- ABDULLAH ALNIAK
Emrah AKGÜN Emrah AKGÜN
DAHA 19 YAŞINDA...
Bülent Esinoğlu Bülent Esinoğlu
Örtülü savaşın örtüsü açılırken...
Özgür Barış Özgür Barış
HADDİNİ BİL ERDOĞAN
Onur Doğan Onur Doğan
Unutkanlar Ülkesi

Okur yorumları kişinin kendi düşüncesidir Yorumcahaber sorumlusu değildir
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapy: MyDesign Haber Sistemi