Devrimci, Güncel, Haber ve Makale Sitesi -
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM
KünyeNeden Yorumcahaber?

EN ÇOK OKUNANLAR

Sosyal Paylaşım



Cemil Hayek Yazdı: SEÇMEN YOK Kİ, SEÇİM OLSUN

Cemil Hayek Yazdı: SEÇMEN YOK Kİ, SEÇİM OLSUN

Tarih 09 Şubat 2019, 08:48 Editör yorumcahaber.com

Seçmen seçime giderken, dış ilişkiler konusunda olduğu kadar, iç siyasetten de habersizdir.

SEÇMEN YOK Kİ, SEÇİM OLSUN

Seçmen seçime giderken, dış ilişkiler konusunda olduğu kadar, iç siyasetten de habersizdir. En ufak haberlerde dahi, iktidara yöneltilen her habere konan yasaklar ve ele geçirilen medya sayesinde, dünyada siyasal bilinçte hangi sırada olduğumuzu bilmiyorum ama iç siyasette seçmen, TC tarihinde hiç bu kadar cahilleştirilmemişti. Bu nedenle seçmene fikrini sormak için yapılan seçim, fikri olmayana fikir sormak anlamına dönüşüyor.

Basının tekelleşmesi ve baskılar sonucu, fikir sahibi olamayacak hale getirilen seçmen, gerçekte olmayan seçmendir.

Yıllardır Erdoğan rejimi, bir ansiklopediyi bile yasaklamış, Wikipedia’ya erişimi yasaklamış bulunuyor, CHP’den hiç bu aptallaştırmağa yönelik yasağı dillendiren bir söz duyuyor musunuz?

Sağcı politikaların bizi nerelere getirdiği ayyuka çıkmış iken, ortanın solu tabiri ile bizi antiemperyalist çizgiden güdümlü Amerikancı çizgiye götüren bir partinin, kendi bünyesinde solu silme çalışmaları sürerken, aynı partinin merkez sağı toparlama çabaları, partinin iddia ettiği tarihi çizgiye taban tabana zıt düşer.

Gerçekten sağ ve sol kalmadı diyenler, solun yenildiğini, sağın ise iktidar olduğunu göremeyecek kadar basiretsizdirler. Bu durumda devrimciler toparlanma olanağını henüz bulamamışken, iktidar olan sağ, kendi gelişimi içinde toparlanmaya başlamakta, daha doğrusu toparlama yolunu aramaktadır.

Kılıçdaroğlu partiyi her dönem biraz daha sağa döndürüp merkez sağı toplarken, gerçekte sadece münferit kişilerden ve sadece küçük hizipler halinde varlık gösteren solu toptan silme eylemindedir. Erdoğan dinci/yobaz aşırı sağ ile, Kılıçdaroğlu ise, dönekler ve merkez sağ ile ülkeyi yıkıma götürmektedir.

AYNI YOLUN FARKLI ŞEKLİ

Şeriatı isteyen bir yönetim, aşırı sağ kategorisine düşer. Oysa sağı tekelleştirmenin paradigması, orta sağdır. Böylece Erdoğan ve Kılıçdaroğlu, bu işi iki misyon halinde ama aynı amaç için yürütmektedir.

Erdoğan, misyonunu merkez sağ söylemi ile dillendirmektedir. Hepimiz sağın halk karşıtı olduğunu ve bunun en üst zirvesinin tek adam olduğunu biliyoruz. Mevcut Erdoğan rejimi, artık anayasayı bile gereksiz kılan bir tek adam rejimidir.

Öte yandan merkez sağ söylemi ile sağı birleştirmek isteyen Kılıçdaroğlu, partiyi mümkün olduğu kadar sağa kaydırmanın yolunu bulmuştur. Yani sağ açılımı tek çare olarak gösterip, yıkıma götürmenin ikinci yolunda ilerlemektedir.

Yoksa siz, Kılıçdaroğlu’nun ‘Yeni CHP’sine hala Atatürk’ün kurucu partisi mi diyorsunuz?

SAĞ MİSYON KILIÇDAROĞLU’NUN

Gerçekte sosyal demokrat olmakla siyasete atılan ve ‘Ortanın Solu’ söylemli CHP, Ecevit’in yüzde kırkın üzerine ulaştırmıştı. Daha onra ise, gelir gelmez, partiyi, ‘Sol iktidar olamaz!’ diye yaftalayan Kılılçdaroğlu’nun merkez sağı toparlaması siyaseti izlemiştir. Tabii ki, misyon sahibi olmasaydı, ‘Ecevit yüzde 43’e ulaştırdı ise, daha da ötesi mümkündür’ der, yoluna devam ederdi. Oysa Kılıçdarğlu bir sol düşmanıdır, Türkiye’de hemen hemen tüm aydınların yetiştiği sola düşman.

Kılıçdaroğlu, CHP diye seçimlere katılarak, Atatürk döneminden beri CHP’lii olanları partiden uzaklaştırdı, partiyi sağa çevirirken, adaylarını da sağdan göstererek, partiye ihanet anlamına gelen delege ve adayları öne sürmüştür.

Kendi felsefesine ters düşen adayları gösteren bir parti lideri, kendi partisine ihanet içinde demektir. Partisinde aday bulamayan bir genel başkan, ya o partiyi bitirmiştir ya da ihanet içerisindedir. Kılıçdaroğlu, seçtireceği adamları başka bir cenahtan göstererek kendini başarılı göstermekte, oysa onun tek başarısı, kendi partisine de ihanet olmuştur.

ERDOĞAN’LA AYNI PARADOKS

Erdoğan’ın çıkarları ile Türkiye’nin çıkarlarının birbiri ile ters orantılı olduğunu daha önce defalarca yazmıştım.

Ayrı ayrı ele alıp, ortak yolunu bulalım

ÜLKENİN ÇIKARLARI, ERDOĞAN'IN ÇIKARLARI

• Bir ülkenin halkı, kendi sözünü duyurmak için demokrasi ister, Erdoğan ise hesap vermemek için tek adam yönetimi ister
• Ülke ekonomi politikası üretim ister, oysa üretim, tekelleşerek rant getiren ithalatı engeller. İthal ihaleleri yandaş şirketlere verilirken, devlet tarafından destek görerek yine yandaş şirketler tarafından dağıtılması, akıl almaz bir para vurgununa dönüşmesi ile, ülkenin can damarlarını yakmaktadır.
• Kendi iktidarını emperyalizme sadakatte arayan adam, ülkenin bağımsızlığını teslim etmek zorundadır. Erdoğan Türkiye’yi, Trump’un, ‘Halk desteği yok, biz olmadan on beş gün dayanamazlar!’ diyerek, karşılığında haraca bağladığı Orta-doğu despotları ile aynı seviyeye getirmiş, göbekten bağımlı iktidarını sürdürmek uğruna, karşılığında, dönüşü olmamak üzere, ülkenin her şeyi teslim edilerek, vatanı feda edilmiştir, 
• Hukuksuzluklarını, hukuku bertaraf ederek devam ettirmek isteyen bir anlayış, devlet denen kurumu, bir mafya kurumuna çevirmiştir. Polislerin koruyucu zırh ile yaptıkları cinayetler, onların bu eylemlerini bir çeteden ayırmayı zorlaştırmaktadır. Bu da Erdoğan'a sadakat, halka zulüm demektir.
• Askerlerini lejyoner olarak komşu ve diğer ülkelere salmak, iktidarın dış desteğini arttırmakta ama ülkeyi savaştan savaşa sürmektedir

Uzatmak mümkün….

CHP’NİN ÇIKARLARI, KILIÇDAROĞLU’NUN ÇIKARLARI

• Kılıçdaroğlu tarafında, partiyi kurtaracak projeler yerine, genel başkanlığı sürdürme projeleri görünmektedir. Partiyi ileriye götürecek kişiler yerine, tek adam yönetimini savunan adamlara öncelik tanımak, Kılıçdaroğlu’nu partisinde güçlü, partiyi ise zayıf kıldı.
• Kılıçdaroğlu’nun gerek parti yönetim kurulunda, gerekse meclis ve yerel yönetim kadrolarında gösterdiği adaylar, partiye ters, Kılıçdaroğlu’na ise destek oldu
• Sol olarak ortaya atılan bir partinin solu ayıklama çalışmaları, CHP için en büyük tehlikeyi arz etmekte, Kılıçdaroğlu tarafında devşirildiklerinden, CHP’ye zarar verdikleri kadar, Kılıçdaroğlu’nun arkasında durarak, ona güç kazandırmaktadırlar.
• Kılıçdaroğlu, rakibi Muharrem İnce taraftarlarını ayıklarken, parti çıkarlarına öncelik tanımadığı için, yani salt kendi gücü için çalışırken, parti için yarayışlı olabilecekleri göz ardı etmektedir.
• Son olarak ittifak kurduğu İyi Parti ve sağ geçmişe sahip adaylar, Erdoğan'ın merkez sağ söylemli aşırı sağ siyasetine karşı Kılıçdaroğlu, gerçek sağı toparlayıp, onlarla bütünleşme yolunu seçmiştir.

MİSYONA DEVAM

Erdoğan kendini BOP eş başkanı ilan ederken, çoğu kişi Kılıçdaroğlu’nu rakip veya alternatif olarak gördüğünden, aynı misyonun adamları olduğunu göz ardı etmektedir. Kılıçdaroğlu, Erdoğan'a tepki göstermesi gereken yerlerde önceleri susup ona ön koşuyu vermekte, sonra da arkasından bağırarak, muhalefet rolünü oynamaktadır.

Şöyle ki:

• Laiklik yıkılana kadar, ‘Bir tehlike yok!’, demiş, ardından eleştirir gibi olmuştu
• Ülke dönüşürken, önce referandumu satmış, sonra da dert edinmeye başlamıştı
• Son genel seçimlerde ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aynı oyunu oynamış, her ikisini de, ancak bir yıl sonra itiraf etmişti. Yani baş hırsızın değimi ile, ‘Atı alan Üsküdar'ı geçtik'ten sonra.
• Belediye harcamalarının tümü hazine işlerinden sorumlu Albayrak’ın iznine bağlanırken yeterli tepki göstermemiş, başarısız gösterilecek belediyelere destek, başarısız belediyelere ise köstek projesine sessiz kalmıştır. Böylece belediyeler fuzuli hale getirilmiş, ortadan kaldırılmaları için hazırlanacak tasarıya malzeme sağlanmıştır. Yani Kılıçdaroğlu bu yasa çıkarılırken pek direnmemiş, önce yasanın iyice oturmasını beklemiştir.
• Keza meclisi işlevsiz hale getirecek referanduma sahip çıkmadıktan sonra, bu kez meclisin Ortadoğu sultanlıklarında olduğu gibi, fuzuli bir danışma meclisine dönüştürmesine sessiz kalmıştır. Oysa bu dönüştürme ile bir ülkenin varlığı satılmıştır, bunun için bir vatansever, savaşı bile göze alırdı.
• Erdoğan'ı ulusal kahraman ilan edecek tüm savaş teskerelerini onaylamış, sözde darbe girişimlerinde onu daha fazla yüceltmiş, tüm kozları vermiştir. Böylece parti, Erdoğan'a karşı gibi gösterilirken, Erdoğan'a sonsuz destek verilmiştir. Bunu, Kılıçdaroğlu tarafından ve Erdoğan için özel bir ‘saygı dili ve üslubu’ yaratarak, en ufak bir eleştiriyi bertaraf etmenin yolunu açmıştır.

SAVAŞ NİYE YAPILIR

Bir ülkenin yıkımı ve halkının esir alınması, bağımsızlığı tehlikede ise, savaş bir katliam olmaktan çıkar. Aksi taktirde tüm özgürlük savaşçıları katil sayılırdı. Oysa Kılıçdaroğlu, bir yandan tehdidi mazeret gösterip, direnmemeyi iç savaş tehlikesine bahane ederken, yayılmacı savaşa ise yeşil ışık yakmıştır.

Satılan referandum ve CB seçimlerinden sonra, ülkenin beka sorunu daha fazla dillendirilmekte olduğuna göre, Kılıçdaroğlu’nun kan dökülmemesi için olmayan yenilgiyi kabul etmesi, ülkeyi savaşa sürmek yerine, satmak olmuştur.

Sonuç olarak, Kılıçdaroğlu bir sahtekar ve gerçek bir Erdoğan sevdalısıdır; O, Erdoğan'ın CHP’deki Truva atıdır.

Günü geldiğinde meclis sultanın danışma meclis diye ilan edilirse, Kılıçdaroğlu bunları ancak o zaman itiraf edebilir.

Deniz Baykal gibi bir haini, ‘Başkanımız!’ diye sırtından taşıyan bir partinin Kılıçdaroğlu’nu sırtında uzun süre taşıması, beklenmeli idi.

Hasta yatağında Baykal’a milletvekilliğini veren Kılıçdaroğlu’nun Eren Erdem’e bırakın bunu yapmasını, sahip bile çıkmaması, işbirliğinden başka türlü açıklanamaz. 
Fatih Bucak denen aşiret haydudu, onun için daha uygun olmuştur.

İsmet paşanın, ‘Evlatlar, babalarından dolayı sorumlu tutulmamalı!’, sözünü öve öve bitiremeyen CHP’liler, Eren Erdem’in, Türkiye’ye gelmesi engellenen küçük oğlu için aynı hassasiyeti göstermemiştir.

Neyse ki, AKP kendi insiyatifi ile insafa gelme rolünü oynadı.

Artık adını koyma zamanı gelmedi mi? Artık TC yok, Erdoğan rejimi var. Buyursun bunu bir CHP'li dile getirsin bakalım!

Her ne kadar ekonomik politika, politikanın can damarı ise de, rejim tehlikesini dile getirmemek için bir mazeret olamaz, olsa olsa işbirlikçilik olur. Bu hali ile iktidarı yıkacak muhalefet yoktur ve bu nedenle bu muhalefeti eleştirmek, halka ihbar etmek, ihanet değil, bilakis diktatör rejimini yıkmak için, temel bir vatanseverlik görevidir.

Cemil Hayek
8. 02. 2019

Bu haber 188 defa okunmu?tur.

  Facebook'ta Paylas     TwitterTwitterda Paylas         

Özel Makaleler

Suzan Yılmaz Yazdı: Çığlıkların Ortasında Bir Ana

Suzan Yılmaz Yazdı: Çığlıkların Ortasında Bir Ana Saat 22.00 ye geliyordu Zoze ana hala eve gelmemişti. Ağabeyi de ortada yoktu. Zaman ağır ağır akıyordu. Bir an kul...

Selçuk Kozağaçlı Yazdı: 'Yedinci ve otuz yedinci'

Selçuk Kozağaçlı Yazdı: 'Yedinci ve otuz yedinci' Biz, yani ”en genel anlamda” avukatlar. Her halde o 5 Nisan gününü aklıma kazıyan bu soruydu; nasıl yeniden halkın ...

HABER ARA


Gelişmiş Arama
Suay Karaman Suay Karaman
ÖĞRETİM PROGRAMI – MÜFREDAT
Mahmut ÖZYÜREK Mahmut ÖZYÜREK
Makarna Siparişiyle Atatürkçülük!
Bahattin Gülyuva Bahattin Gülyuva
SATILMIŞ...
H. Hamza Erdem H. Hamza Erdem
BÜYÜKERŞEN'E KİM SALDIRDI?
Abdullah ALNIAK Abdullah ALNIAK
KİMDİR BU KIR BEDİR?
SİZDEN GELENLER SİZDEN GELENLER
Yürüyün Be Kır Bedirler Kim Tutar Sizi- ABDULLAH ALNIAK
Emrah AKGÜN Emrah AKGÜN
DAHA 19 YAŞINDA...
Bülent Esinoğlu Bülent Esinoğlu
Örtülü savaşın örtüsü açılırken...
Özgür Barış Özgür Barış
HADDİNİ BİL ERDOĞAN
Onur Doğan Onur Doğan
Unutkanlar Ülkesi

Okur yorumları kişinin kendi düşüncesidir Yorumcahaber sorumlusu değildir
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapy: MyDesign Haber Sistemi