Devrimci, Güncel, Haber ve Makale Sitesi -
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

EN ÇOK OKUNANLAR

Sosyal Paylaşım



HEPİMİZ RENNAN PEKÜNLÜ'YÜZ

Suay Karaman

24 Eylül 2012, 10:11

Suay Karaman

1950 İzmir doğumlu olan Prof. Dr. Esat Rennan Pekünlü, 1972 yılında Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik – Astronomi Bölümü’nden mezun olmuştur. Lisans üstü çalışmalarını tamamladıktan sonra 1979 yılında Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi Bölümü’nde asistan olarak çalışmaya başlamıştır. 1982 yılında 1402 sayılı yasa gereğince üniversiteden çıkarılan Rennan Pekünlü, 1990 yılında geri dönerek, akademik çalışmalarına devam etmiş ve 2003 yılında Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü’nde Profesör unvanını almıştır. Birçok yurt içi ve yurt dışı yayını bulunan Prof. Dr. Rennan Pekünlü, bilim insanında bulunması gereken değerleri taşıyan bilinçli bir aydın ve seçkin bir yurtseverdir.

Rennan Pekünlü, türbanlı öğrencileri sınıfa almadığı gerekçesiyle açılan davada, İzmir 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 13 Eylül 2012 tarihinde verdiği karar sonucunda iki yıl bir ay hapis cezasına çarptırıldı. Halbuki öğrenciler derse girmiş, Pekünlü sadece türbanlı olarak derse girdikleri için tutanak düzenleyerek, dekanlığa göndermiştir. Türbanlı öğrenciler, ifadelerinde derslere alınmadıklarını söylemişler ve mahkeme de türbanlı öğrencilerin eğitim hakkının engellendiği savıyla ceza vermiştir.

YÖK, “öğrencilerin kılık ve kıyafetlerine müdahale ettiği” gerekçesiyle, Prof. Pekünlü’ye 1 Haziran 2012 tarihinden geçerli olmak üzere bir ay süreyle ‘Görevden Uzaklaştırılması (İşten El Çektirilmesi)’ cezası vermiştir. Rennan Pekünlü’ye hapis cezası verilmesine neden olan bu süreçte, YÖK, Ege Üniversitesi Rektörlüğü, Danıştay, Mahkeme ve türbanlı öğrenciler anayasayı ihlal suçu işlemişlerdir. Bu olayın asıl suçluları, süreçteki tüm kişi ve kurumlardır.

Yükseköğretim kurumlarında türban sorununu irdelemekte yarar bulunmaktadır. 1980’li yılların ilk yarısında, YÖK Başkanı İhsan Doğramacı, modern sıkmabaş olarak anılan “türbanın” yükseköğretim kurumlarında serbest bırakılması için yönetmelikte bir düzenleme yapmıştır. Ancak yargıya taşınan türbanı serbest bırakan yönetmelik kuralları, 1984 yılında Danıştay tarafından Anayasa’nın laiklik ve eşitlik ilkeleri ile Devrim Yasaları’nın korunması amacına aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilmiştir.

1980’li yılların ikinci yarısında Başbakan Turgut Özal, 2547 sayılı Yükseköğretim Yasası’na koydurduğu ek 16. madde ile; “Dini inanç nedeniyle boyun ve saçların başörtüsü ya da türbanla örtülmesi serbesttir.” düzenlemesinin yapılmasını sağlamıştır. Yine yargıya taşınan bu düzenleme, Anayasa’nın laiklik, hukuk devleti ve eşitlik ilkelerine aykırı bulunarak Anayasa Mahkemesi tarafından 1989 yılında iptal edilmiştir.

Bunun üzerine, türbanın üniversitelerde serbest bırakılmasının sağlamak amacıyla
2547 sayılı Yükseköğretim Yasası’na ek 17. madde eklenerek; “Yasalara aykırı olmamak kaydıyla yükseköğretimde kılık kıyafet serbesttir” düzenlemesi yapılmıştır. Yargıya taşınan bu düzenleme için 1991 yılında Anayasa Mahkemesi; ‘Kanunlara aykırı olmama’ koşulundaki ‘kanunlar’ sözcüğünün Anayasayı da kapsadığını, Anayasa Mahkemesi’nin 1989 yılında verdiği kararında, yükseköğretimde türbanın Anayasaya aykırı olduğunun kabul edildiğini, dolayısıyla ek 17. maddedeki “kanunlara aykırı olmamak” koşulunun, yükseköğretimde türban yasağını sürdürdüğünü karara bağlamıştır. Bu karar, “yükseköğretim kurumlarında türbanı yasaklayan bir yasa kuralı yok” diyen beyinler için vurucu bir yanıttır. Çünkü Anayasa Mahkemesi’ne göre, türbanı Anayasa yasaklamaktadır.

Bu karardan sonra, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu 1996 yılında önüne gelen bir dava nedeniyle hukuksal durumu yorumlamış; Anayasa’nın başlangıcı, 2, 42, 174. maddeleri ve Anayasa Mahkemesi’nin yukarıdaki kararlarına dayanarak, “Anayasa’ya aykırılığı saptanmış olan, boyun ve saçların başörtüsü ve türbanla kapatılmasının, kılık kıyafet serbestisi dışında olduğuna” karar vermiştir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de, öğrencilerin dinsel inançlarını açığa vurma özgürlükleri ile dinsel simgelerin ve törenlerin sergilenmesinin sınırlandırılabileceğini; türban yasağının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin din ve inanç özgürlüğü ile eğitim alma hakkına ilişkin düzenlemelerine aykırı olmadığına karar vermiştir. Demokrasi ilkesi yönünden başkalarının hak ve özgürlükleri ile kamu düzeninin korunması amacıyla getirilen bu yasağın meşru olduğunu karara bağlamıştır.

Yükseköğretimde türbanı serbest bırakmak için 2008 yılında Anayasa’nın 10. ve 42. maddeleri değiştirilerek, özellikle 42. maddeye “Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yükseköğretim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez” kuralı konuldu. Ancak bu kural da, Anayasa Mahkemesi’nce aynı yıl içinde, Anayasa’nın değiştirilemez laiklik ilkesini zedeleyici bulunarak iptal edilmiştir.

Türban sorununu kısaca özetlemek gerekirse, Anayasa Mahkemesi kararlarına göre siyasal İslam’ın simgesi olan türbanın yükseköğretimde yasak kararı devam etmektedir. Anayasa’da tanımını bulan laiklik ilkesi, Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve AİHM kararlarında da vurgulandığı gibi, siyasal İslam’ın simgesi olan türbana geçit vermemektedir.

Ayrıca Anayasa Mahkemesi, bazı partilerin, yükseköğretim kurumlarında öğrencilerin başörtüsü kullanmalarını destekleyen davranışlarını ve siyasal bir simge olan türbanın, eylemli bir durum yaratılarak TBMM’ne taşıma girişimini, laiklik ilkesine aykırı bularak kapatma nedeni saymıştır. 2010 yılında yapılan anayasa değişikliği halk oylaması sürecinde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, gündemde hiç yeri yokken “türbanı biz çözeriz” söylemi ile ortaya çıktı. “Üniversitelerde türban sorunu, dini bir sorun olmaktan çok bireysel hak ve özgürlükler kapsamında ele alınmalıdır” diyerek, laiklik karşıtı bir yaklaşımı sahiplenen Kemal Kılıçdaroğlu, YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan’ın Anayasa Mahkemesi kararlarına karşın dayattığı fiili türban serbestliğinin önündeki CHP engelini kaldırmış ve bu durumun kolayca yaşama geçmesini sağlamıştır.

“Laiklik tehlikede değildir” diyen, Oslo görüşmelerini ve anayasa uzlaşma masasından kalkmamayı savunan, ideolojik tutarlılığı tartışılan ve siyasi etik değerleri birbirine karışan CHP Genel Başkanı, Prof. Dr. Rennan Pekünlü hakkında tek bir açıklamada bulunamamıştır. İlkelerinden biri laiklik olan Cumhuriyet Halk Partisi yöneticilerinin, laikliğin yok edilmesine sessiz kalması düşündürücüdür.

Rennan Pekünlü, YÖK’ün ve Ege Üniversitesi yönetiminin sözlü “kanunsuz emrini” dinlememiş, anayasal kuralları ve yüksek mahkeme kararlarını uygulayarak görevini yapmıştır. YÖK’ün eski başkanının üniversitelere gönderdiği mesajın, Anayasa ve AİHM kararlarına aykırı olduğunu anlayamayan zavallı beyinler, hiçbir kuvvet ve yetkinin yasaların üzerinde olmadığını da algılayamamaktadırlar. Rennan Pekünlü, yasalar ve AİHM kararına uyduğu için cezalandırılmıştır. Kuşkusuz Rennan Pekünlü’ye verilen ceza, süresi ne olursa olsun hukuka uygun düşmemektedir. Verilen cezanın “ertelenmemesi” ya da “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına” karar vermemek için cezanın iki yılı aşması sağlanmıştır. Çünkü sanığa iki yıl ya da daha az hapis cezası verilmişse, mahkeme cezayı erteleyebilmekte ya da hükmün açıklanmasını geri bırakabilmektedir.

Rennan Pekünlü, susturulmuş üniversitelerde yasaların kendisine yüklediği sorumlulukları yerine getirme cesaretini onurla göstermiştir, direnmiştir. Aldığı ceza ile, tüm eğitim kuruluşlarına “türban serbestliğine karşı çıkarsanız, hapis cezası alırsınız” şeklinde göz dağı verilmektedir. Bu göz dağından korkuya kapılan ilköğretim öğretmenleri, sınıflarında türbanlı öğrencilere ses çıkaramamaktadırlar.

Yasaları uygulayan Prof. Dr. Rennan Pekünlü’ye ceza verilmesi, cumhuriyeti ve laikliği savunanlara bir tehdittir. Ancak tüm tehdit, saldırı ve cezalar, bizlerin cumhuriyet değerlerini, Atatürk ilke ve devrimlerini savunmamıza engel olamayacaktır. “Mücadele eden yenilgiye uğrayabilir; mücadele etmeyen zaten yenilmiştir” diyen Bertolt Brecht’in sözünden gerekli çıkarımları yapmak zorundayız. Bizler de ‘Hepimiz Rennan Pekünlü’yüz’ diyerek, aydınlık için, demokratik ve laik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti için, geleceğimiz için örgütlenerek, mücadele edeceğiz ve başarıya ulaşacağız.

Bu haber 1342 defa okunmu?tur.

  Facebook'ta Paylas     TwitterTwitterda Paylas         

HABER ARA


Gelişmiş Arama
Suay Karaman Suay Karaman
ÖĞRETİM PROGRAMI – MÜFREDAT
Mahmut ÖZYÜREK Mahmut ÖZYÜREK
Makarna Siparişiyle Atatürkçülük!
Bahattin Gülyuva Bahattin Gülyuva
SATILMIŞ...
H. Hamza Erdem H. Hamza Erdem
BÜYÜKERŞEN'E KİM SALDIRDI?
Abdullah ALNIAK Abdullah ALNIAK
KİMDİR BU KIR BEDİR?
SİZDEN GELENLER SİZDEN GELENLER
Yürüyün Be Kır Bedirler Kim Tutar Sizi- ABDULLAH ALNIAK
Emrah AKGÜN Emrah AKGÜN
DAHA 19 YAŞINDA...
Bülent Esinoğlu Bülent Esinoğlu
Örtülü savaşın örtüsü açılırken...
Özgür Barış Özgür Barış
HADDİNİ BİL ERDOĞAN
Onur Doğan Onur Doğan
Unutkanlar Ülkesi

Okur yorumları kişinin kendi düşüncesidir Yorumcahaber sorumlusu değildir
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapy: MyDesign Haber Sistemi