Devrimci, Güncel, Haber ve Makale Sitesi -
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

EN ÇOK OKUNANLAR

Sosyal Paylaşım



ŞEYHLERİN İHANETİ

SİZDEN GELENLER

16 Şubat 2014, 09:53

SİZDEN GELENLER

'Bugün(dün) sevgililer günü. Habibetim(sevgilim) Suriye, işgal altında. Benim için bir sevgililer günü olamaz.' Yazıma bu sözlerle başlamıştım ve ani rahatsızlığım dolayısı ile ancak şimdi devam ediyorum.

Savaş çığırtkanı başbakan, 'Bu bir Kerbela' demişti. Kendisine dokunan olmadığı halde 'Men dakka dukka!' diyordu. Yani ''Seni döveni döv' derken, aslında 'Yaptığımı unutma'! der gibi idi. Sevgililer gününe, Maan'da bebeklerin boğazlanması ile girdik ve yine gaddarlar, mağdurları suçladı. Sanki Rudolf Hess 2. dünya savaşı mağdurlarını suçluyordu: 'Suç(yine) onların!'

Evet bu bela, Kerbela idi ve yine Yezit, Hüseyin'i suçluyordu. Sanırım Küfe'ye gelirken, 'Hüseyin'i çok severdim, ama suç onun!' demişti. Şimdi de, taşeron ve haydutların hamisi Erdoğan, sanki aynı şeyleri söylüyordu, Esad'a kan kusarken...

Buraya kadar tamam da, ya Hüseyin'i yalnız bırakanlar... Kerbela'da, Hüseyin'in Yezit karşısındaki 30 000 askerinden, sadece 72 asker (bazı kaynaklara göre 71 asker) kalmıştı. Gerisi kaçmıştı. Günümüzün Hüseyin'i Beşşar Esad'tır ve Kerbela, bu kez Suriye oldu. Peki ya onu yalnız bırakanlar, onlar da biz değil miyiz?

80'li yılları yaşayanlar bilir, Maraş'tan sonra, olaylar Hatay'a kaydırılacaktı ve yine solun adamları hazırlık yapmıştı. Şu an Lazkiye'yi koruyan komutanın adamları. Silahlar Suriye'dendi. Bizi yok etmek isteyenler, sanki asırlar öncesi gibiler; mezarlarını kırmış ve geliyorlar. Hüseyin'in askerleri yok. Ama başkan Esad, halkının bagrından çıkıp, savaşıyor. Yılmadan ve korkmadan. Tıpkı Hüseyin gibi...

Hep Yezitler'i anlatan Alevi şeyhleri; yoksa Kerbela'da Hüseyin'i terkedenler, siz şeyhlerin ataları mıydılar ki, sizler de Esad'ı yalnız bıraktınız? Zekat ve vazgeçmediğiniz zevce zevki, size yetiyor mu? Ali'yi tanıyıpta, Muaviye'nin sofrasını tercih edenler yaptıkları ile satılmışlıkları, sizlerin siyasi satılmışlığınıza ne kadar da benziyor...

Katillerden kaçmak yetmiyor. Peşimizden gelecekler; Hatay'da kanımızı içmeye hazırlanıyorlar. Halkınızı hazırladınız mı? Yoksa zekatlarınızla mı meşgulsünüz? Kimler Dolar, kimler Euro veriyor acaba?

Her mezhebin ve dinin hardlinerleri, karşı din ve mezhebe saldırırlar, çünkü amaçları başkalarını ötekileştirmektir. Din ve mezhebi özünden ve amacından saptıranlar bunlardır. Bu nedenle, eleştirilerine hedef olan ötekileştirilenler, ötekileştirilerek karşı tarafa cevap verir. Karşılıklı sataşmaların olumlu bir verimi olamaz. Sağlıklı bir eleştiri, ancak herkesin kendi mezhep ve inanç sınırları içerisinde özeleştiri yapması ile mümkündür. Suriye'de hedef gösterilenler Aleviler olunca, hali ile bazı Alevi değerleri ortaya koyarak eleştirmenin gerekli olduğuna ve bunun zamanının geldiğine inanıyorum. Her ne kadar din adamı olamasam da.

Suriye Alevileri'ni ısrarla 'Nusayri Alevler'i olarak adlandırmanın, savaşan Vahabileri de 'Sünniler' olarak vurgulamanın arkasındaki sinsi amaç, Arap Alevileri'ni yalnızlaştırırken, ciğer yiyen, kan içen yamyamları da, Türkiye ve Ortadoğu'nun medeni ve çağdaş inançlı Sünni müslümanları ile bütünleştirmektir; çağdaş Sünniler'i, çağdışılığa dönüştürmektir.

Bu dönüştürmede Vahabi selefi katil-yamyamlar yeterince lojistik ve siyasi destek alırken, Arap Aleviler'i sınıfta kalmıştır. Öyleki, bazen Hatay'da Suriye'deki soykırıma gösterilen tepki, Tunceli'deki Alevi kardeşlerinin gerisinde kalmıştır. Bunun en büyük nedenlerinden biri, belki de en büyük nedeni, Alevi şeyhleri olmuştur. Sorumluluk sahibi Alevi şeyhlerini tenzih ederken, inançlarını, zeka ve zevce(cinsel) zevklerinden üstün sayan Alevi şeyhleri de, beni yargılamayacaklarıdır; takvaları gereği...

Aleviliğin batını oluşu, her değerin sorgulanmasını engellememelidir. Tartışılamayan değerler, amacından sapar, sahiplerinin değil, bazılarının çıkarlarına hizmet eder. Tıpkı resmi olmayan şeyhlik kurumu gibi.

Şeyh kelimesi, dinen öğretmen anlamına gelir. Hemen hemen her mezhebin şeyhleri vardır. Ancak Arap Alevilerinde şeyhlik, babadan oğula prenslik gibi, kan bağına bağlı olup, İslamiyet'in kabul etmediği dinci sınıfı yaratmıştır. Bu sınıf, hali ile karşı sınıfı da yaratmıştır. Karşı karşıya gelmesi kaçınılmaz olan bu sınıflar, Şeyhler ve Amme(yani avam, halk). Ruhbanlar sınıfını kabul etmeyen Hz Muhammed olunca, şeyhler sınıfı, İslamiyet'e ters düşmüş olur. Çıkarları gereği bir siyaset izleyen şeyhler, Alevi düşmanı siyasetçileri destekledikleri gibi, kardeşlerine karşı pasif kalmışlar, onlara ihanet etmişlerdir. Suriye de yalnız bırakılan kardeşlerimizin hali, günümüzün kanıtıdır.

Belki de ihanet sözüm, şu açıdan yanlıştır: Alevi halk ile Alevi şeyhlerini ayıran görsel farklar, bazı etnik farklılıklara da işaret ediyor. Alevi şeyhlerinin kan bağına bağlı olması, akraba evlilikleri, ruhbanlar sınıfı, sakallarının köşelerinin alınmaması ve uzatılması, şapka ve kıyafetleri. Bu saydıklarımın hepsi, istisnasız Tevrat'ta geçmektedir ve Yahudi toplumunda mevcuttur. O topluma ait olan dönme hareketi mensupları, kendilerince ihanet etmemiş olabilirler. Çünkü Suriye'dekiler, o yahudi asıllı şeyhlerin kardeşleri sayılmayabilir.

Yahudi toplumunu ötekileştirmek için yazmıyorum. Yahudiler de insanlığa mal olan dehaları yetiştirdikleri gibi, en büyük faşistleri de yetiştirmişlerdir. Sebebi, örtütlenmedir. Sanırım dünyanın en örgütlü toplumu, Yahudi veya Musevi toplumudur. Olumlu yönde örgütlenenler amaçlarına uygun olarak büyük barışçı şahsiyetleri yetiştirdikleri gibi, çıkar amaçlı Yahudiler'de, amaçlarına uygun faşistleri yetiştirmişledir ve bunlar aramızdadır.

Engizisyon döneminden beri yahudiler, yaşam koşullarından dolayı, içinde bulundukları topluma adapte olmuş görünerek, kendi ibadetlerini korumuşlardır. Alevi şeyhleri, batıni örgütlenme yapılarından dolayı, buna en güzel zemini hazırlar. Akraba evlikleri, tenzih ettiğim din adamlarını bile, bazen en azından suskunluğa itebiliyor.

Alevi şeyhleri, bir zamanlar bu mezhebi korumak için çok kan döktüler. Daha Selçuklular döneminde, yakalandıkları yerlerde cüppeleri ve kitapları ile birlikte yakıldılar. Ancak geçmişte çok büyük eserler de bıraktılar. Dünyanın yedi harikasında biri olarak bilinen El Hamra sarayı, 'kırmızı' adını, Emeviler'den sonra kurulan Beni Ahmer kavminden alır ki, bugün 'Nusayri Alevileri' denilen Aleviler ile Aynı inancı paylaşırlar. İslamın Aristo'sun bilinen İbni Rüşt bu devirde yaşamış, sosyolojinin Babası ibni Haldun'da orada doğmuş ve daha sonra dokuz yaşında Tunus'a göç etmiştir. Onuncu yüzyılda güne İtalya'daki adalar fethedmiştir. Bu zamanlarda Aleviler, hep bilime sarılmışlardır. Hüseyin Bin Hamdan'ın telmizi Seyfuddevle'nin Şairlerin başına getirdiği El -Mutenebbi, o zamanların klasiğinin en büyük şairi olarak bilinirdi. O zamanın öğretmenleri, yani şeyhleri bunları yaparken, bu zamanın şeyhleri, tarihimizi bile bize öğretmekten acizler. İhanet, buradan başlar.

Yavuz Sultan Selim'in kanlı Alevi soykırımından kaçan Aleviler, her türlü maddi ve manevi birikimlerini terk ederek, on yedinci yüzyılda Lazkiye dağlarına saklanırlar. Yüz elli yıl sonra çarpışa çarpışa çıktıklarında, başlarında, talimatlarından çıkmadıkları şeyhleri vardı. Ancak Alevi şeyhleri, bir yandan dışlandıkları için, toplumdan ayrı kalıp, eğitim sorununu aşamamışlar, öte yandan da kendi sultalarını kurmuşlardır. Başlarında bir lider kalmadığı için kurumları kalmamış, her şeyh çocuğu, birikimi ne olursa olsun, geleceğin şeyhi olarak görülmüştür; gerçek bilgeler, şeyhlikten tecrid edilmişlerdir. Bu durumda şeyhliği para ile soyuna kazandıranlar arasında yerleşen ve yukarıda belirttiğim dönme hareketi elemanları, şeklen bile kendini gizlemeden aramıza birer Alevi alimi ve Alevi şeyhi olarak çıkmışlardır.

Günümüzde hala Alevi gelenekli beyaz elbiseler giyen şeyhler olduğu gibi, şapka ve diğer unsurlarla kuşanmış olanları ayırmak gerekir. Ne yazık ki, bazen yaratılan akrabalık bağı, bu gerçeğin göz ardı edilmesine sebep olmaktadır, Oysa bu fark, kendini Suriye dayanışmasında göstermiştir. Amacı para ve zevk olan şeyhler, çıkarları gereği uygun siyasi partileri izlerken, Aleviler'in ceminden sonra, rituel namaza ağırlık vererek, ilerde Aleviler'i bitirdikten sonraki camilerdeki yeni mesleklerine yer aramaktadırlar. Çünkü babadan oğula geçen şeyh prenslerinin oluşturduğu sınıf, bir karşı sınıfı yaratır ve Aleviler'i yok edecek bir ortam yaratır. Aleviliğin batıni oluşu, bazı Alevi olmayan çıkarcı şeyhlerin sinsi amaçları için olumlu bir ortam yaratır. Onlara gizli verilen şeyhlikteki 'terşid' bilgisi yerine, Alevi olmayan kimliklerini anlatmak, neden mümkün olmasın? Belki de Suriye'ye yapılan ihanetin gerçek nedeni budur. Onlar, Suriye'deki kardeşlerimizi kendi kardeşleri olarak görmemişlerdir. Çıkarları buna uymaz.
Fotoğraf: ŞEYHLERİN İHANETİ  'Bugün(dün) sevgililer günü. Habibetim(sevgilim) Suriye, işgal altında. Benim için bir sevgililer günü olamaz.' Yazıma bu sözlerle başlamıştım ve ani rahatsızlığım dolayısı ile ancak şimdi devam ediyorum.  Savaş çığırtkanı başbakan, 'Bu bir Kerbela' demişti. Kendisine dokunan olmadığı halde 'Men dakka dukka!' diyordu. Yani ''Seni döveni döv' derken, aslında 'Yaptığımı unutma'! der gibi idi. Sevgililer gününe, Maan'da  bebeklerin boğazlanması ile girdik ve yine gaddarlar, mağdurları suçladı. Sanki Rudolf Hess 2. dünya savaşı mağdurlarını suçluyordu: 'Suç(yine) onların!'  Evet bu bela, Kerbela idi ve yine Yezit, Hüseyin'i suçluyordu. Sanırım Küfe'ye gelirken, 'Hüseyin'i çok severdim, ama suç onun!' demişti. Şimdi de, taşeron ve haydutların hamisi Erdoğan, sanki aynı şeyleri söylüyordu, Esad'a kan kusarken...  Buraya kadar tamam da, ya Hüseyin'i yalnız bırakanlar... Kerbela'da, Hüseyin'in Yezit karşısındaki 30 000 askerinden, sadece 72 asker (bazı kaynaklara göre 71 asker) kalmıştı. Gerisi kaçmıştı. Günümüzün Hüseyin'i Beşşar Esad'tır ve Kerbela, bu kez Suriye oldu. Peki ya onu yalnız bırakanlar, onlar da biz değil miyiz?  80'li yılları yaşayanlar bilir, Maraş'tan sonra, olaylar Hatay'a kaydırılacaktı ve yine solun adamları hazırlık yapmıştı. Şu an Lazkiye'yi koruyan komutanın adamları. Silahlar Suriye'dendi. Bizi yok etmek isteyenler, sanki asırlar öncesi gibiler; mezarlarını kırmış ve geliyorlar. Hüseyin'in askerleri yok. Ama başkan Esad, halkının bagrından çıkıp, savaşıyor. Yılmadan ve korkmadan. Tıpkı Hüseyin gibi...  Hep Yezitler'i anlatan Alevi şeyhleri; yoksa Kerbela'da Hüseyin'i terkedenler, siz şeyhlerin ataları mıydılar ki, sizler de Esad'ı yalnız bıraktınız? Zekat ve vazgeçmediğiniz zevce zevki, size yetiyor mu? Ali'yi tanıyıpta, Muaviye'nin sofrasını tercih edenler... yaptıkları ile satılmışlıkları, sizlerin siyasi satılmışlığınıza  ne kadar da benziyor...  Katillerden kaçmak yetmiyor. Peşimizden gelecekler; Hatay'da kanımızı içmeye hazırlanıyorlar. Halkınızı hazırladınız mı? Yoksa zekatlarınızla mı meşgulsünüz? Kimler Dolar, kimler Euro veriyor acaba?   Her mezhebin ve dinin hardlinerleri, karşı din ve mezhebe saldırırlar, çünkü amaçları başkalarını ötekileştirmektir.  Din ve mezhebi özünden ve amacından saptıranlar bunlardır. Bu nedenle, eleştirilerine hedef olan ötekileştirilenler, ötekileştirilerek karşı tarafa cevap verir. Karşılıklı sataşmaların olumlu bir verimi olamaz. Sağlıklı bir eleştiri, ancak herkesin kendi  mezhep ve  inanç sınırları içerisinde özeleştiri yapması ile mümkündür. Suriye'de hedef gösterilenler Aleviler olunca, hali ile bazı Alevi değerleri ortaya koyarak eleştirmenin gerekli olduğuna ve bunun zamanının geldiğine inanıyorum. Her ne kadar din adamı olamasam da.  Suriye Alevileri'ni ısrarla 'Nusayri Alevler'i olarak adlandırmanın, savaşan Vahabileri de 'Sünniler' olarak vurgulamanın arkasındaki sinsi amaç, Arap Alevileri'ni yalnızlaştırırken, ciğer yiyen, kan içen yamyamları da, Türkiye ve Ortadoğu'nun medeni ve çağdaş inançlı Sünni müslümanları ile bütünleştirmektir; çağdaş Sünniler'i, çağdışılığa dönüştürmektir.  Bu dönüştürmede Vahabi selefi katil-yamyamlar yeterince lojistik ve siyasi destek alırken, Arap Aleviler'i sınıfta kalmıştır. Öyleki, bazen Hatay'da Suriye'deki soykırıma gösterilen tepki, Tunceli'deki Alevi kardeşlerinin gerisinde kalmıştır. Bunun en büyük nedenlerinden biri, belki de en büyük nedeni, Alevi şeyhleri olmuştur. Sorumluluk sahibi Alevi şeyhlerini tenzih ederken, inançlarını, zeka ve zevce(cinsel) zevklerinden üstün sayan Alevi şeyhleri de, beni yargılamayacaklarıdır; takvaları gereği...  Aleviliğin batını oluşu, her değerin sorgulanmasını engellememelidir. Tartışılamayan değerler, amacından sapar, sahiplerinin  değil, bazılarının çıkarlarına hizmet eder. Tıpkı resmi olmayan şeyhlik kurumu gibi.  Şeyh kelimesi, dinen öğretmen anlamına gelir. Hemen hemen her mezhebin şeyhleri vardır. Ancak Arap Alevilerinde şeyhlik, babadan oğula prenslik gibi, kan bağına bağlı olup, İslamiyet'in kabul etmediği dinci sınıfı yaratmıştır. Bu sınıf, hali ile karşı sınıfı da yaratmıştır. Karşı karşıya gelmesi kaçınılmaz olan bu sınıflar, Şeyhler ve Amme(yani avam, halk). Ruhbanlar sınıfını kabul etmeyen Hz Muhammed olunca, şeyhler sınıfı, İslamiyet'e ters düşmüş olur.  Çıkarları gereği bir siyaset izleyen şeyhler, Alevi düşmanı siyasetçileri destekledikleri gibi, kardeşlerine karşı pasif kalmışlar, onlara ihanet etmişlerdir. Suriye de yalnız bırakılan kardeşlerimizin hali, günümüzün kanıtıdır.  Belki de ihanet sözüm, şu açıdan yanlıştır: Alevi halk ile Alevi şeyhlerini ayıran görsel farklar, bazı etnik farklılıklara da işaret ediyor. Alevi şeyhlerinin kan bağına bağlı olması, akraba evlilikleri, ruhbanlar sınıfı, sakallarının köşelerinin alınmaması ve uzatılması, şapka ve kıyafetleri. Bu saydıklarımın hepsi, istisnasız Tevrat'ta geçmektedir ve Yahudi toplumunda mevcuttur. O topluma ait olan dönme hareketi mensupları, kendilerince ihanet etmemiş olabilirler. Çünkü Suriye'dekiler, o yahudi asıllı şeyhlerin kardeşleri sayılmayabilir.   Yahudi toplumunu ötekileştirmek için yazmıyorum. Yahudiler de insanlığa mal olan dehaları yetiştirdikleri gibi, en büyük faşistleri de yetiştirmişlerdir. Sebebi, örtütlenmedir. Sanırım dünyanın en örgütlü toplumu, Yahudi veya Musevi toplumudur. Olumlu yönde örgütlenenler amaçlarına uygun  olarak büyük barışçı şahsiyetleri yetiştirdikleri gibi, çıkar amaçlı Yahudiler'de, amaçlarına uygun faşistleri yetiştirmişledir ve bunlar aramızdadır.   Engizisyon döneminden beri yahudiler, yaşam koşullarından dolayı, içinde bulundukları topluma adapte olmuş görünerek, kendi ibadetlerini korumuşlardır. Alevi şeyhleri, batıni örgütlenme yapılarından dolayı, buna en güzel zemini hazırlar. Akraba evlikleri, tenzih ettiğim din adamlarını bile, bazen en azından suskunluğa itebiliyor.  Alevi şeyhleri, bir zamanlar bu mezhebi korumak için çok kan döktüler. Daha Selçuklular döneminde, yakalandıkları yerlerde cüppeleri ve kitapları ile birlikte yakıldılar. Ancak geçmişte çok büyük eserler de bıraktılar. Dünyanın yedi harikasında biri olarak bilinen El Hamra sarayı, 'kırmızı' adını, Emeviler'den sonra kurulan Beni Ahmer kavminden alır ki, bugün 'Nusayri Alevileri' denilen Aleviler ile Aynı inancı paylaşırlar. İslamın Aristo'sun bilinen İbni Rüşt bu devirde yaşamış, sosyolojinin Babası ibni Haldun'da orada doğmuş ve daha sonra dokuz yaşında Tunus'a göç etmiştir. Onuncu yüzyılda güne İtalya'daki adalar fethedmiştir. Bu zamanlarda Aleviler, hep bilime sarılmışlardır. Hüseyin Bin Hamdan'ın telmizi Seyfuddevle'nin Şairlerin başına getirdiği El -Mutenebbi, o zamanların klasiğinin en büyük şairi olarak bilinirdi. O zamanın öğretmenleri, yani şeyhleri bunları yaparken, bu zamanın şeyhleri, tarihimizi bile bize öğretmekten acizler. İhanet, buradan başlar.  Yavuz Sultan Selim'in kanlı Alevi soykırımından kaçan Aleviler, her türlü maddi ve manevi birikimlerini terk ederek, on yedinci yüzyılda Lazkiye dağlarına saklanırlar. Yüz elli yıl sonra çarpışa çarpışa çıktıklarında, başlarında, talimatlarından çıkmadıkları şeyhleri vardı. Ancak Alevi şeyhleri, bir  yandan dışlandıkları için, toplumdan ayrı kalıp, eğitim sorununu aşamamışlar, öte yandan da kendi sultalarını kurmuşlardır. Başlarında bir lider kalmadığı için kurumları kalmamış, her şeyh çocuğu, birikimi ne olursa olsun, geleceğin şeyhi olarak görülmüştür; gerçek bilgeler,  şehlikten tecrid edilmişlerdir. Bu durumda şeyhliği para ile soyuna kazandıranlar arasında yerleşen ve yukarıda belirttiğim dönme hareketi elemanları, şeklen bile kendini gizlemeden aramıza birer Alevi alimi ve Alevi şeyhi olarak çıkmışlardır.   Günümüzde hala Alevi gelenekli beyaz elbiseler giyen şeyhler olduğu gibi, şapka ve diğer unsurlarla kuşanmış olanları ayırmak gerekir. Ne yazık ki, bazen yaratılan akrabalık bağı, bu gerçeğin göz ardı  edilmesine sebep olmaktadır, Oysa bu fark, kendini Suriye dayanışmasında göstermiştir. Amacı para ve zevk olan şeyhler, çıkarları gereği uygun siyasi partileri izlerken,  Aleviler'in ceminden sonra, rituel namaza ağırlık vererek, ilerde Aleviler'i bitirdikten sonraki camilerdeki yeni mesleklerine yer aramaktadırlar. Çünkü babadan oğula geçen şeyh prenslerinin oluşturduğu sınıf, bir karşı sınıfı yaratır ve  Aleviler'i yok edecek bir ortam yaratır. Aleviliğin batıni oluşu, bazı Alevi olmayan çıkarcı şeyhlerin sinsi amaçları   için olumlu bir ortam yaratır. Onlara gizli verilen şeyhlikteki 'terşid' bilgisi yerine, Alevi olmayan kimliklerini anlatmak, neden mümkün olmasın? Belki de Suriye'ye yapılan ihanetin gerçek nedeni budur. Onlar, Suriye'deki kardeşlerimizi kendi kardeşleri olarak görmemişlerdir. Çıkarları buna uymaz.  Aleviliği bunca asrın devamı ve kültürlerin bileşkesi olarak görmek isteyen aydınlar, bu ihaneti önlemek için ayağa kalkmalıdır. Suriye'deki soykırım, bize bu dersi veremezse, laikliğin sigortası, insan merkezli derin Alevi  felsefesi de,  yakında can çekişecektir. Alevi şeyhliği, kan bağına dayalı olmaktan kurtarılmalıdır. Hz Ali silsilesinden gelipte şeyhlikte hak iddia edenler, bunu ispatlamakla mükellef olmalı, ama şeyhliği kendi tekellerinde tutmamalıdırlar. Şeyhlik kavramını bir 'Öğretmenlik makamı' olarak korumak, bu sayede de, Aleviliği insan merkezli felsefesi ile, çağdaş insanlar yetiştiren bir mezhep olarak korumak istiyorsak, şeyhliğe aydınlar el koymalı, en bilge din adamları dini ayinleri yönetmeli, şeyhlerin kan bağına dayalı otoriteleri, en azından bir nesil boyu kırılmalıdır. Aramızdaki hainleri başka türlü ortaya çıkarmanın veya en azından pasif kılmanın başka yolu yoktur.  İnsan merkezli bir felsefe, bilimi dışlayamaz. Bilim ve çağdaşlık, bir mezhebi yozlaşmaktan kurtarır. Unutulmamalı ki, diğer mezheplerden farklı olarak Alevilik, şeriatı red edip, içtihadı kabul ettiği için, devrimci bakış için uygun bir zemin hazırlar. Mezhebi örgütlenme biçimi de, yokluğu  hissedilen liderlik sorununu aşacak bir yapıya sahiptir.   Lütfen kimse bu sözlerimi, devrimci yapıyı mezheplerde aradığım şeklinde düşünmesin. Herkes kendi toplumunda öz eleştiri yaparsa, kendi toplumundaki yobazları ayırır, halkını çağdaş bir yaşama kavuşturma felsefesinden yola çıkarak, halkların kardeşliğini sağlar ve emperyalizme karşı birleştirir.   Unutulmamalıdır ki, örgütsüz bir toplumu herkes elde etmek ister ve o toplum, ancak yeni efendilerini seçebilir. Sonunda eritilir. Oysa örgütlü bir topluma vaatler verilir. Vaatler verilirken, o toplum da kendi çıkarlarını dayatabilir, pazarlığını yapabilir. Örgütsüz toplumda işbirlikçiler artar, toplum yavaş yavaş eritilir.   Arap Alevileri'nde, kan  bağına bağlı çıkarcı ve cahil şeyhlerin sultası yıkılmadan, halkını savunan, halkının öğretmeni gerçek şeyhler oluşturulamaz. Gerçek şeyhler olmadan, işbirlikçilerden ve yozlaşmadan kurtulmak mümkün değildir. Mafyalaşan ve adeta Alevi Fethullah'ı olmak isteyen şeyhlerden, Alevi şeyhi adında Aleviler'i şiileştirme faaliyeti sürdüren şeyhlerden, çıkarı için Alevi düşmanı siyasetçileri destekleyen sahtekarlardan kurtulmak için, derhal harekete geçilmelidir. Aksi taktirde Alevilik, kendi kendini bitirir. Önce kendini, sonra kardeşlerini ötekileştirerek, kendi kaderlerine bırakır. Suriye, buna bariz bir örnektir.  Sıra Hatay'a gelindiğinde, geç kalmış olacağız.

 Aleviliği bunca asrın devamı ve kültürlerin bileşkesi olarak görmek isteyen aydınlar, bu ihaneti önlemek için ayağa kalkmalıdır. Suriye'deki soykırım, bize bu dersi veremezse, laikliğin sigortası, insan merkezli derin Alevi felsefesi de, yakında can çekişecektir. Alevi şeyhliği, kan bağına dayalı olmaktan kurtarılmalıdır. Hz Ali silsilesinden gelipte şeyhlikte hak iddia edenler, bunu ispatlamakla mükellef olmalı, ama şeyhliği kendi tekellerinde tutmamalıdırlar. Şeyhlik kavramını bir 'Öğretmenlik makamı' olarak korumak, bu sayede de, Aleviliği insan merkezli felsefesi ile, çağdaş insanlar yetiştiren bir mezhep olarak korumak istiyorsak, şeyhliğe aydınlar el koymalı, en bilge din adamları dini ayinleri yönetmeli, şeyhlerin kan bağına dayalı otoriteleri, en azından bir nesil boyu kırılmalıdır. Aramızdaki hainleri başka türlü ortaya çıkarmanın veya en azından pasif kılmanın başka yolu yoktur.

İnsan merkezli bir felsefe, bilimi dışlayamaz. Bilim ve çağdaşlık, bir mezhebi yozlaşmaktan kurtarır. Unutulmamalı ki, diğer mezheplerden farklı olarak Alevilik, şeriatı red edip, içtihadı kabul ettiği için, devrimci bakış için uygun bir zemin hazırlar. Mezhebi örgütlenme biçimi de, yokluğu hissedilen liderlik sorununu aşacak bir yapıya sahiptir.

Lütfen kimse bu sözlerimi, devrimci yapıyı mezheplerde aradığım şeklinde düşünmesin. Herkes kendi toplumunda öz eleştiri yaparsa, kendi toplumundaki yobazları ayırır, halkını çağdaş bir yaşama kavuşturma felsefesinden yola çıkarak, halkların kardeşliğini sağlar ve emperyalizme karşı birleştirir.

Unutulmamalıdır ki, örgütsüz bir toplumu herkes elde etmek ister ve o toplum, ancak yeni efendilerini seçebilir. Sonunda eritilir. Oysa örgütlü bir topluma vaatler verilir. Vaatler verilirken, o toplum da kendi çıkarlarını dayatabilir, pazarlığını yapabilir. Örgütsüz toplumda işbirlikçiler artar, toplum yavaş yavaş eritilir.

Arap Alevileri'nde, kan bağına bağlı çıkarcı ve cahil şeyhlerin sultası yıkılmadan, halkını savunan, halkının öğretmeni gerçek şeyhler oluşturulamaz. Gerçek şeyhler olmadan, işbirlikçilerden ve yozlaşmadan kurtulmak mümkün değildir. Mafyalaşan ve adeta Alevi Fethullah'ı olmak isteyen şeyhlerden, Alevi şeyhi adında Aleviler'i şiileştirme faaliyeti sürdüren şeyhlerden, çıkarı için Alevi düşmanı siyasetçileri destekleyen sahtekarlardan kurtulmak için, derhal harekete geçilmelidir. Aksi taktirde Alevilik, kendi kendini bitirir. Önce kendini, sonra kardeşlerini ötekileştirerek, kendi kaderlerine bırakır. Suriye, buna bariz bir örnektir.

Sıra Hatay'a gelindiğinde, geç kalmış olacağız.

Bu haber 2277 defa okunmu?tur.

  Facebook'ta Paylas     TwitterTwitterda Paylas         

HABER ARA


Gelişmiş Arama
Suay Karaman Suay Karaman
ÖĞRETİM PROGRAMI – MÜFREDAT
Mahmut ÖZYÜREK Mahmut ÖZYÜREK
Makarna Siparişiyle Atatürkçülük!
Bahattin Gülyuva Bahattin Gülyuva
SATILMIŞ...
H. Hamza Erdem H. Hamza Erdem
BÜYÜKERŞEN'E KİM SALDIRDI?
Abdullah ALNIAK Abdullah ALNIAK
KİMDİR BU KIR BEDİR?
SİZDEN GELENLER SİZDEN GELENLER
Yürüyün Be Kır Bedirler Kim Tutar Sizi- ABDULLAH ALNIAK
Emrah AKGÜN Emrah AKGÜN
DAHA 19 YAŞINDA...
Bülent Esinoğlu Bülent Esinoğlu
Örtülü savaşın örtüsü açılırken...
Özgür Barış Özgür Barış
HADDİNİ BİL ERDOĞAN
Onur Doğan Onur Doğan
Unutkanlar Ülkesi

Okur yorumları kişinin kendi düşüncesidir Yorumcahaber sorumlusu değildir
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapy: MyDesign Haber Sistemi