Devrimci, Güncel, Haber ve Makale Sitesi -
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

EN ÇOK OKUNANLAR

Sosyal Paylaşım



Açık Mektup 1 (HDÖ'lü, DS'li ve Acilci Arkadaşlara)- Kemal DURSUNOĞLU

SİZDEN GELENLER

22 Ekim 2014, 11:43

SİZDEN GELENLER

Değerli arkadaşlar merhaba!

Yazmak, maskeleri yırtmak ve haksızlıklarla mücadele etmek boyun borcumuzdur?

Neden?

Çünkü! O dönem(‘Soğuk Savaş Dönemi’nde)de, ülkemizde; haksızlığın diz boyu olduğu ve hertürlü kirli işlerin çevrildiği; halkın bir kısmının düşman görüldüğü karanlık zamanlarda, tüm meşru müdafaa ve haklı savunma yolları kapalı oldğundan; O haksızlık, karanlık ve kirlilik otamında; doğru, haklı ve legal mücadele verecek bir “THKO(Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) ya da THKP-C(Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi)” inşa edilemeyeceğini göstermek uğruna!... “Biz buruya teslim olmaya değil, ölmeye geldik.” Diyen ve orada(Kızıldere'de) şehit düşen yoldaşlarımızın yolundan yürümeyi amaçlayan bizler, halkın kurtuluşu ve mutluluğu için haklı olarak ‘Oligarşik Devlet’e karşı “Öncü Savaşı” yürütmeyi, yaşamımızın varlık sebebi olarak gördük. Ahlâk-î, vicdan-î ve haklı 'Eylem Birliği'ne dayalı 'Decrimci Mücadelemize' ilk adımımızı attığımız da, son nefesimizi verinceye değin dürüst kalacağımıza, hak ve halkın kurtuluşu yolundan sapmayacağımıza namus üzerine and içmiştik! Ve hiçbir şahsî çıkar düşünmeden! Hürriyet, Adalet ve Kardeşlik için, şerefle mücadele etmeğe ve bu uğurda hayatımızı feda etmeğe de!... Ali Sönmez yoldaşın bize gösterdiği gibi: “İhtilâlci olmak, büyük bir şereftir. Bu onur, herkese göre değildir. Bir ihtilâlci: Yaşamının tüm anlamı; sarsılmaz bir kararlılıkla, bilinçle ve gönülü olarak hür iradesiyle üstlenilen görevi tarafından oluşturulan özel hamurdan yoğrulmuş haysiyetli bir şahsiyettir. İşte o nedenledir ki bir ihtilâlci; esir edilebilir hatta öldürülebilir ya da asılabilir ama asla ve asla teslim alınamaz. Gerekçe ne olursa olun, halkın düşmanlarıyla işbirliğine tenezzül edemez ve etmemelidir. Kutsal dâvâsına olan inancını; örgütüne, hakka ve halka olan bağlılığını da sarsmak mümkün olmadığı gibi, imkansızdır. İşte bu gerçeklerden hareketle sarahatle söyleyebilirim ki sorumluluklarının gereğini her şeye karşın hakıyla ve haysiyetle yerine getiremeyenlerin aramızda kalmalarına, gerekçeleri ne olursa olsun müsaade edemeyiz, etmemeliyiz. Ve ne pahasına olursa olsun etmeyeceğiz. Çünkü bize; kendini yalnızca dâvâya, hakka ve halka adamış kahramanlar gerek” (Ali Sönmez, Faşizim Üzerine Eleştirel Notlar)

Değerli arkadaşlar, işte o nedenledir ki!

Gerçekleri olduğu gibi, nasıl olmuşsa öyle yazmak, maskeleri yırtmak ve bu uğurda mücadele etmek bize farz oldu?!...

Hürriyet, Demokrasi ve Barış Yolunda şehit düşen yoldaşlarımızı istismar eden, ihbar eden, tuzağa düşüren ve kendilerine devrimci süsü veren “Organize Truva Atlarının” ve “Şefler, yalan söylemez...” koduyla nam yapan “Batı Acillerin” şefi, Engin Erkiner'in internet sayfasında bütün uyarılarımıza rağmen ihbarlarını sürdürdürmeye devam ettikleri için!... Oysa bu “Karanlık İkilinin”, ihtilâlcilerin adlarını, hayatlarının sonlarına kadar bir daha ağızlarına almayacaklarına dair verdikleri sözlere karşılık, hayatları bağışlanmıştı!... Konya ve Selimiye Hapishanelerinde yedikleri yumruklardan sonra!... Eh! Boşuna dememişler atalarımız: “Can çıkmayınca huy çıkmaz” ya da “... huylu huyunu teneşirde terk eder!...” Bilindiği üzere bu tür düzenbazlıklar; köstebeklerin, ezeli melâneti ve âdetidir. Oysa tüm insanların! Dürüst, samimi ve âdil olmadıkları ve olamayacakları bilinen bir gerçektir. Unutulmamalıdır ki! Tarihin her döneminde, her alçağa karşı bir kahraman. Her bencile veya egoiste karşı hakka ve halka kendini adamış bir lider çıkmıştır... Evet halk düşmanlarına ve işbirlikçilerine karşı mücadele edenlerle birlikte, güvenilir birer dost olduğumuzu göstermek ve sorumluluklarımızı dün olduğu gibi bugün de yerine getirmek için mücadele etmemiz gerekiyor ve edeceğiz! Söz. 2

Yaptıkları, ihbarlarına ve karalamalarına somut misallerin bazıları şöyledir: 1- “İlker Akman'ın amcası, MİT'in üst düzeyde bir görevliysiydi...” 2- “Günay Karaca'nın dayısı MİT'in üst düzey görevlilerindendi...” 3- “Teslim Töre Şam'da MİT'le görüşmeler yapmıştı...” 4- “Tehditlerinden dolayı, “Kızıl Başlar'a sığınan” ve oradan arkadaşlarına “Kızıl Baş'lık selamları ...” gönderen, İrfan Dayıoğlu ile eşini “İsterseniz beni savunmayın...” 5- En son da “Belma'ya Mektuplar”. Bu listeyi isterseniz daha da uzatabilirsiniz. Ve şahit olduğunuz gibi iftiralarına, çamur atmalarına dur durak bilmeden devam ediyorlar. Oysa o dönemde MİT tarafından, bilinçli ve amaçlı olarak “Bombacı Leyla” diye teşhir edilen Belma Gürdil!.. Engin Erkiner'in tümüyle yalan, iftira ve dehditlerine rağmen, tahliye edilir edilmez(?!) Hem Engin Erkiner'le hem de tüm devrimcilerle ilişkisini kesti ve yakını olan birisiyle evlenerek yurt dışına kaçtı!... Acaba otuz beş küsür yıl sonra aslı astarı olmayan uyduruk, kafadan atma mektuplar yazarak ve gerçekmiş gibi yayınlama (“Evli barklı ve çocuklu bir kadının namusuna dil uzatma gereğinin”) ihtiyacını neden duydu?!... Yoksa yanık kokusu mu aldı?... Telaşa mı kapıldı?... Unutmasın! “Korkunun ecele faydası yoktur.” Olamaz da. Olanlar zamanında tartışıldı, yazıldı ve gerekli yerlere iletildi. Sağmalcılar Hapishanesinde kitap sayfalarının arasına Engin Erkiner'in hakkında konuşmaması için Belma'ya yazdığı tehditkâr ve ahlâksızca satırları nedeniyle Belma'nın abisi Dr. Selami Gürdil’in, Av. Nizar Özkaya vasıtasıyla bizden yadım istemesi üzerine yazışmaları izlendi, tespit edildi, tutanaklara geçirildi, imzanlandı ve gerekli yerlere gönderildi!... Hareketimizde boşluk yok. Bırakmadık. Herşey zamanında, tesbit edildi. Tartışıldı, raporlarla ve mektuplarla zamanın sorumlularına gönderildi. Gereği neyse yapılsın diye!...

Değerli arkadaşlar!

Birde hani insaf! Be adam bunca insanı suçladın, töhmet altında bıraktın. Bu kadar zamandır nerede o kanıtların? Diye sormak içinizden gelmiyor mu?!... İddialarını ispatla diye sormanın zamanı gelmedi mi?... Unutmayın başkalarının suçlarını açığa çıkarmak, suç işleyenlerin suçlu olmadıklarının kanıtı olamayacağı gibi onları da aklamaz, aklayamaz!... Tarih; gerçek, objektif ve tarafsızdır. Ne? Ne zaman? Nerede? Kimler tarafından nasıl ve neler yapılmışsa? O dur. Zamanda geriye gitmek ve geçmişi tekrar yaşamak nasıl mümkün değilse düzeltmek, değiştirmek veya tahrif etmek te mümkün değildir. “Güneş balçıkla sıvanmaz” ve bu dünyada “Bir tek ölenle ve olana çare bulunmaz.” Ayrıca “Yalancının, ayakları kısadır” veya “...mumu yatsıya kadar yanar.” Ve de kimsenin ettiği de, yanına kâr kalmaz.

Bugünlerde, “Şefler, yalan söylemez...” koduyla, malum ve meşhur olan “Batı Acilcileri“ şefi Engin Erkiner’le Yalçın Küçük’ün tilmizi İbrahim Yalçın’ nın, yegâne işileri muhbirlik ve yaşanmış örgüt tarihini özgün, zaman ve mekan bağlamında değil günümüzden hareketle işlerine geldikleri gibi kurgulayarak yeniden yazmak yani tezvîrât yapmak ve maziyi silmek ya da karalamaktır. Ancak başarıya ulaşamayacaklarını ve kendilerini aklamayacaklarını kendilerine bir kez daha hatırlatmak isteriz!... O çapta ve kudrette olmadıklarını da ibre-i âlem için! Herkese göstermeliyiz ve emin olun göstereceğiz. Değerli arkadaşlar blindiği ezere:

Hakkı ölçü alan ve insan onurunun dokunulmazlığına inanan, âdil ve dürüst insanlar; eğriye eğri, doğruya doğru der.

Değerli arkadaşlar!

Hepimizin bildiği gibi bugünkü manzara, bir kaç yıldan buyana aynen şöyle ceryan etmektedir: Aklı başında olan hiçbir insanın, haklı ve makul bulmadığı Karanlık İkilinin organizeli kurgu, yalan ve iftiralarına dayalı internet sayfalarında sürdürdükleri ve “Araştırmacı Gazetciklik” diye nitelendirdikleri! “Bu köpeklerin kardeşliği[yoldaşlık hukuku], aralarına kemik atılana kadardır.” Bu ahlaksızların bugüne kadar yaptıkları tahribat, hepimizin şahit olduğu gibi; Mahirlerin, ilkerlerin, Rızaların, Hamdullahların, Nebillerin ve Alilerin duruş ve davranışlarını örnek alan insanların yüreklerinde derin yaralar açmaktadır. Bu durumda sessiz kalmak ya da ortadan yok olmak ne insana ne de Gönüllü Halk Öncüleri’ne yakışmaz.

3

Zamanında ve yerinde karşı çıkmak, tavır koymak ve sorumluluk üstlenmek, dürüstlüğün göstergesidir. Şeref, haysiyet ya da onurdur. “Düşmanımın düşmanı dostumdur” tavrı ya da herkesin doğrusu kendine göredir demek ne dürüst ne de doğru bir tutumdur. Çünkü doğru ve doğruluk, göreceli değildir. Tam aksine doğruluk, hakikati veya gerçeği, objektif yansıtan düşünce ve eylem birliğinin neticesiyle ölçülür yani bir şeyin ya da faaliyetin sonucu, hem yanlışlanıp hem de doğrulanabiliniyorsa doğru ve bilimseldir. Ayrıca bilim de tarafsızdır. İşte o nedenle doğruluk, yapana ve yapılana bildirimde bulunan, faille ve mef'ûlen bi-hî ile birlikte mümkündür. Yani özne ile nesnenin birbiriyle uyumlu ilişkisi bağlamında yer alan ve öznenin nesneyle olan ilişkisinden kaynaklanan bilgi ve tercihle yapılan elyemi belirler. Kısaca doğruluk, Varlığın(insanın) özüyle, sözüyle, eylemiyle bir, özdeş veya uyumlu olma hâlidir. O nedenle geçmişte hareketimizde yer alan eski arkadaşlarımı(HDÖ, DS ve Acilciler’den)zın, öneri ve eleştirilerini duymak istiyoruz. Tabiki bizden istemeleri halinde de, onlara; elimizdeki bilgi, belge ve delilleri de; yayınlanan yazılarla kıyaslasınlar diye ileteceğiz.

Değerli arkadaşlar!

Sporla ilgilenenler, şüphesiz iyi bilirler ki, hakkıyla yarışmak ve kazanmak isteyen insanlar, hiçbir insan karşısında eğilip bükülmeden gerçekleri dosdoğru söylemekle mükelleftir. Hele söz konusu:

Hak için Halk için Hürriyet Yolunda; “Biz şahsi hiçbir çıkar gözetmeden, halkımızın bağımsızlığı ve mutluluğu için savaştık” diyen Deniz Gezmiş gibi, hiçbir şahsî çıkar düşünmeden hayatlarını feda eden yoldaşlarımız söz konusu ise!...

Evet değerli arkadaşlar işte öyle! Her sözün kelle pahasına olduğu zor zamanlarda ve mekanlarda; “... samanlıklarda ...” Ya da “mahkemelerde sıra altlarına saklanmak...” yerine bayrak açarak, hak ve hakikatleri haykıran kahraman yoldaşlarımızın bize gösterdiği gibi, kanla yazılan şanlı, şerefli tarihimizin karalanmasının ve üzerinin örtülmesinin önüne geçmek o'na inanan bizler gibi her bir insan için de, vazife-î kûtsîye hâline gelir kanaatindeğiz. Kalplerimizde derin izler bırakan her konuda, olayda ve alanda şahit olduğumuz ya da bizzat yaşadığımız olayları; hakikatleriyle birlikte söylemeye, objektif bir şekilde yazmaya hem mecburuz hem de boynumuzun borcudur.

Değerli arkadaşlar!

Mevlânânın dediği gibi: “Hakkın hatırı âlidir; hiçbir[yoldaşımızın] hatıra[sı] feda edilemez.” Ve kirletilmesine de asla, ne pahasına olursa olsun müsaade edilemez ve etmiyeceğimizi de herkese göstermek, boynumuzun borcudur. Ancak kin tutmadan ve intikam alma duygusu taşımadan! “Suçların kişiselliği prensibi”nden yola çıkacağız ve hiç bir kimsenin ailesine farklı bir gözle bakmayacağız. Fakat gelecek nesillerimizi; hareketimizde, kimin ne olduğunu, ne düşündüğünü ve ne yazdığını; ne zaman, nerede nasıl bir duruş ve davranış sergilediğini bilmek gibi en tabii haklarından mahrum da bırakmayacağız. Zira! Herkesin yaptığı, kendisine yakışır ve seviyesini yansıtır. Ziya Paşa'nın darb-ı mesel-i ile: “Âyinesi[Aynası] iştir kişinin lâfa bakılmaz! / Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde”dir. Evet tastamam öyle sizin de bizim gibi düşündüğünüzü ümid ediyor ve size inanıyoruz. Yukarıda zikrettiğimiz gerçeklerden hareketle; ihtilâlci olmanın ağır sorumluluğunu taşıyan bizler gibi, şüphesiz ki sizlerin de, tarihe not düşmek ve tarihimize sürülmek istenen kara lekeleri aydınlatmak ve temizlemek için, yapabileceğiniz eleştiri ve katkıları elinizden geldiği kadar yerine getirebileceğinize inanıyoruz. Bu inançla da, sizleri selamlıyoruz.

Sağlık ve başarı dileklerimizle...

Not: Bu mektup 26.11.2013 tarihinde, 1986 tarihine kadar ülkede ve yurt dışında hareketimizin bölge ve şehir sorumlularının %75'ni oluşturan Gönüllü Halk Öncüleri’nin ortak kararıyla kaleme alınmıştır.

Kemal DURSUNOĞLU

Bu haber 1723 defa okunmu?tur.

  Facebook'ta Paylas     TwitterTwitterda Paylas         

HABER ARA


Gelişmiş Arama
Suay Karaman Suay Karaman
ÖĞRETİM PROGRAMI – MÜFREDAT
Mahmut ÖZYÜREK Mahmut ÖZYÜREK
Makarna Siparişiyle Atatürkçülük!
Bahattin Gülyuva Bahattin Gülyuva
SATILMIŞ...
H. Hamza Erdem H. Hamza Erdem
BÜYÜKERŞEN'E KİM SALDIRDI?
Abdullah ALNIAK Abdullah ALNIAK
KİMDİR BU KIR BEDİR?
SİZDEN GELENLER SİZDEN GELENLER
Yürüyün Be Kır Bedirler Kim Tutar Sizi- ABDULLAH ALNIAK
Emrah AKGÜN Emrah AKGÜN
DAHA 19 YAŞINDA...
Bülent Esinoğlu Bülent Esinoğlu
Örtülü savaşın örtüsü açılırken...
Özgür Barış Özgür Barış
HADDİNİ BİL ERDOĞAN
Onur Doğan Onur Doğan
Unutkanlar Ülkesi

Okur yorumları kişinin kendi düşüncesidir Yorumcahaber sorumlusu değildir
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapy: MyDesign Haber Sistemi