Devrimci, Güncel, Haber ve Makale Sitesi -
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM
KünyeNeden Yorumcahaber?

EN ÇOK OKUNANLAR

Sosyal Paylaşım



HOLLANDA-MOLLANDA

H. Hamza Erdem

12 Mart 2017, 06:54

H. Hamza Erdem


On yıldan fazla oldu.

            Sözde ‘Ermeni Soykırımı’ davası dolayısıyla Doğu Perinçek’in Lozan’da mahkemesi vardı.

            Biz de ‘dava’yı izlemek üzere,  Paris’ten iki otomobille yola çıktık.

             Ancak İsviçre’nin konumu farklı, her geleni sınırlarından içeri almazlar.

            Kaldı ki, ‘Dava’ basına yansımış ve Avrupa’nın değişik ülkelerinden gelenler de var.

            İsviçre polisi ‘olağanüstü’ önlemler almış.

Biz de, İsviçre sınırına yakın bir yerde durup durum değerlendirmesi yaptık.

Sınıra birlikte değil, aralıklı gireceğiz ve polise bir düğüne gittiğimizi söyleyeceğiz.

            O arada, eğer sorulursa birbirimizi tanımadağımızı söyleyeceğiz.

            Önce ben girdim kapıya.

            Polis belgelerimize bakıp, Lozan’a mı gideceğimizi sordu.

            ‘Evet’ yanıtını alınca, Paris’ten Lozan’a bu ‘dava’ için geldiğimize şaşırıp, davalı yakınınız mı diye sordu.

            Hayır dedim, ancak ‘dava’ ortak davamız.

            Tam o sırada, ikinci araba da kapıya giriyordu.

            “Gelenler de arkadaşlarınız mı?” diye sorunca, polisin o sıcak tutumuna güvenerek ‘evet’ dedim.

            Ne ki, ikinci otomobile bakan polis, öndeki araçtakileri tanıyor musunuz diye sorunca, onlar, yolda kararlaştırdığımız üzere, ‘hayır tanımıyoruz’ demişler.

            Sonra, herhangi bir olumsuzluğa karşın böyle bir plan yaptığımızı söyledik ve hep birlikte gülüştük.

            Ancak, polislerin tutumu farklı olsa ve bizi Cenevre’den almayacak olsalardı, başka dağ yollarından yine Lozan’a gidecektik.

            Davacı İsviçre idi ve davalı Doğu Perinçek değil ama tüm Türkiye idi.

            Haklıydık.

            Ve İsviçre polisi, kimi zaman kimi yasaklar koymasına karşın, ne sınırdan geçmemize ve ne de yürüyüş yapmamıza engel olamazdı.

            Ne Almanya, ne Fransa, ne Belçika ve ne de Hollanda’nın bizleri durdurmasına olanak yoktu.

            Hollanda deyince, şu türbanlı bakancığın düştüğü hallere bakıp kızmıyor değilim.

            Önce Dış İşleri Bakancığı Mevlüt Onbaşıoğlu’nun uçağını çevirmişler.

            Sonra da, türbanlı ve eli Rabia’lı bakan benzeri kadıncağızı Hollanda’ya sokmamışlar.

            Arabasıyla nereden geldiysen oraya deyip, Almanya’ya götürmüşler.

            ‘Boynukalın’larımız da ellerinde Türk bayrağı sokaklara dökülmüşler..

            Numan Son-Kurtulmuş mu dersiniz, başka Bakan-benzerleri mi, hep bir ağızdan verip-veriştiriyorlar.

            Devlet’imizin ‘onuru’, milletimizin şanı, tarihimizin şaşaası falan.

            Falan da filan.

            Muhalefet partilerimiz de ‘Türkiye’nin bilmem neyi’ diye sahipleneceklerdir kuşkusuz.

            Hayır beyler hayır, milyon kerre hayır.

            Bu adamcıklar ‘bakan-makan’ değiller; Türkiye’yi de ‘temsil’ etmiyorlar.

            Bunlar yabanıl.

            ‘Sonradan görmüş’ de denilebilir, ‘bulmuş da bunamış’ da..

            Bakın Mevlüt Onbaşıoğlu’nun ‘bakanlık’ yaptığını sandığı Türkiye Dışışleri Bakanlığı muşteşarı Faruk Kalaycıoğlu ne diyor:

            Akşam saatlerinde Dışişleri Bakanlığı binasında bir basın toplantısı düzenleyen Müsteşar Faruk Kalaycıoğlu, bu sabah Hollanda Büyükelçiliği önünde düzenlenen protesto gösterisine ait birkaç fotoğrafı gazetecilerle paylaştı.

            “Fotoğraflarda görüleceği üzere iyi niyetli vatansever vatandaşlarımız Büyükelçilik önünde bayrak yakmak için toplanmışlar ancak mualesef bu kez de Hollanda yerine Rusya bayrağı yakmışlar”.

            Yani, “İyi niyetli vatansever” vatandaşlar bayrak yakma işinde bayrakları karıştırmışlar.

            Bu aptal Müsteşarın, kendisinden zeki olmayan Mevlüt Onbaşıoğlu’na müsteşarlık yaptığı bir ‘Dışişleri Bakanlığı’, benim Dışişleri Bakanlığım olamaz.

            Değildir.

            Sadece ve yalnızca ‘işgal edilmiş’tir.

            Yine bu aptal ‘müsteşar bozuntusu’, Türkiye’nin önümüzdeki dönem izleyeceği dış politikanın ana hatlarını ise şöyle özetlemiş:

            “Kendi aramızda konuşurken ‘lan keşke Rusya’yla atıştığımız sıra şu eylem yapılsaydı. İkisine birden aynı anda mesaj olurdu’ diye bir fikir çıktı. Madem vatandaşlarımız bu bayrak konusunda bir sıkıntı yaşıyor, biz onlara yardımcı olalım diye düşündük. Neticede aynı anda ne kadar çok ülkeyle papaz olursak bayrağın tutma ihtimalı o kadar artar. Eylem sırasında biri olmasa diğerinin bayrağı kesin yakılmış olur”.

            “Nasıl bir kriz çıkarmayı düşünüyorsunuz, bu konuda bir çalışma var mı?” biçimindeki bir soruyu ise, Kalaycıoğlu gülerek şöyle yanıtlıyor:

            “Ehehe ya kolay ya? En iyi bildiğimiz iş o. Şimdiden çok yaratıcı bir kaç fikir çıkardık bile. Hele o Fransa var ya şok olacak ehehehe”.

            Şimdi bu herifler mi ‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ‘onur’unu temsil ediyorlar?

            En büyüğünden en abidik-gubidiğine, bunlar salt ‘sorun çıkarmak’ için varlar.

            Hem içeride ve hem de dışarıda.

            Bakın yarın Fransa ile bir ‘sorun’ çıkacak olursa, sorumlusu bu müşteşar bozuntusu Faruk Kalaycıoğlu’dur.

            Ve yarın Fransa ile bir ‘sorun’ çıkacak olursa, parmağımı oynatmayacağımı herkes bilmelidir.

            Çünkü bunların, en küçüğünden en abidik-gubidiğine, Devlet’le, Milletle, Hak-hukuk ve insanlıkla zerre-i miskal ilişkileri yok.

            Bunlar benden değiller.

            Ellerine de Türk bayrağı hiç yakışmıyor.

            Yanına illa bir ‘melanet’ bez parçası asıyorlar.

            Bunlar kesinlikle Hollanda’ya bir ‘cinlik’ yapmışlardır, diye düşünüyorum.

            Durup dururken Hollanda’nın o türbanlı bakan-benzerine bir kastı olabileceğini sanmıyorum da ondan..

            Kalıbımı basarım,  bunlar çıkarmışlardır sorunu.

            Bunlardan herşey beklenir.

            Adamlık ve ‘Devlet adamlığı’ndan gayri..

            Habip Hamza Erdem

Not: Bereket versin ki, 17 Nisan’dan sonra bunlar gidici. Gi-di-ci. ‘Evet’” de çıksa gidici, ‘Hayır’ da çıksa gidici. Şu son günlerinde her türlü sapkınlığı yapmaktan çekinmeyeceklerinden korkulur.


Bu haber 158 defa okunmu?tur.

  Facebook'ta Paylas     TwitterTwitterda Paylas         

HABER ARA


Gelişmiş Arama
Suay Karaman Suay Karaman
ÖĞRETİM PROGRAMI – MÜFREDAT
Mahmut ÖZYÜREK Mahmut ÖZYÜREK
Makarna Siparişiyle Atatürkçülük!
Bahattin Gülyuva Bahattin Gülyuva
SATILMIŞ...
H. Hamza Erdem H. Hamza Erdem
BÜYÜKERŞEN'E KİM SALDIRDI?
Abdullah ALNIAK Abdullah ALNIAK
KİMDİR BU KIR BEDİR?
SİZDEN GELENLER SİZDEN GELENLER
Yürüyün Be Kır Bedirler Kim Tutar Sizi- ABDULLAH ALNIAK
Emrah AKGÜN Emrah AKGÜN
DAHA 19 YAŞINDA...
Bülent Esinoğlu Bülent Esinoğlu
Örtülü savaşın örtüsü açılırken...
Özgür Barış Özgür Barış
HADDİNİ BİL ERDOĞAN
Onur Doğan Onur Doğan
Unutkanlar Ülkesi

Okur yorumları kişinin kendi düşüncesidir Yorumcahaber sorumlusu değildir
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapy: MyDesign Haber Sistemi